Ekonomi-teknoloji (Şirket-firma) haberleri

Ekonomi-teknoloji  (Şirket-firma) haberleri
30 Haziran 2020 Salı 12:00

Startuplar COVID-19 ile mücadele için güçlerini birleştiriyor!
 İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından desteklenen BIOStartup CoronaSprint Projesi başladı 
 İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) tarafından desteklenen, AIFD'nin TÜSEB ortaklığında ve ReDis Innovation işbirliğiyle yürüteceği BIOStartup CoronaSprint Projesi başladı. Proje kapsamında, sprint metodolojisinin kullanımıyla COVID-19 sürecinde oluşan ihtiyaçların önceliklendirilmesi ve paydaşların desteğiyle söz konusu ihtiyaçlara yönelik hızlı çözümler üretilmesi amaçlanıyor.
 İstanbul Kalkınma Ajansı “COVID-19 ile Mücadele ve Dayanıklılık Programı” kapsamında desteklenen, BIOStartup CoronaSprint Projesi 8 Haziran tarihinde başladı. BIOStartup CoronaSprint, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD) tarafından Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı'nın (TÜSEB) proje ortaklığında hayata geçiriliyor. CoronaSprint, ilgili alanlarda uzman mentörler ile ReDis Innovation'un işbirliğinde yürütülecek. 
 İki ay sürecek programda AIFD ve ReDis Innovation işbirliğinde gerçekleştirilen Türkiye'nin ilk ve tek biyoteknoloji temalı hızlandırıcı programı BIO Startup Program'ın mezun havuzunda yer alan startuplar, COVID-19 ile ilgili ilaç, aşı, cihaz, tanı ve dijital sağlık teknolojileri alanlarında sahadaki ihtiyaçlara yönelik çözümleri uygulamaya geçirmek için çalışacaklar. 
 Sprint metodolojisinin, Google Ventures (GV) tarafından geliştirilen bir hızlı inovasyon üretme yöntemi olduğunu belirten AIFD Yatırım Politikaları Direktörü Cengiz Aydın: “Sprint metodolojisi, kullanıldığı alana göre zaman zaman değişebilmekle birlikte, yenilikçi fikir geliştiren ekipleri altı adımda buluşturuyor. Bu adımlar; anlamlandırma, tanımlama, çözüm tasarlama, kararlaştırma, prototip geliştirme ve doğrulama. Sprint metodolojisi tüm bu aşamalarıyla sorunların tespiti, çözüm alternatifleri üretme, tartışma, planlama, tasarım, prototip üretme, pilot üretim, test etme, son kullanıcılara ulaştırma gibi uzun zaman alan süreçleri hızlandırıyor.
 Geçmiş yıllarda yaptığımız özverili çalışmaların meyvesini bu kriz ortamında topluyoruz. Öte yandan, projenin sağlık ekosistemindeki çok değerli aktörler tarafından sahiplenilmesinin, inovasyon kültürünün desteklenmesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. COVID-19 gibi küresel bir sorunun karmaşıklığı ve daha uzun bir süre pandemi ortamının devam edeceği düşünüldüğünde, çok farklı sorun alanlarında etkili çözümlerin ancak ilaç endüstrisi, akademi, startuplar ve düzenleyici kurumlar gibi paydaşların bir araya gelmesiyle geliştirilebileceği düşüncesindeyiz. BIOStartup CoronaSprint, hem sorun alanlarının tespitinde hem de çözümünde katılımcı bir model uyguluyor ve bu alanda ihtiyaç duyulan geniş kapsamlı işbirliklerini hayata geçirme açısından hızlandırıcı bir rol üstleniyor.”
 İki aylık bir süreci kapsayan BIOStartup CoronaSprint dört temel aşamadan oluşuyor. Aşamalar şöyle sıralanıyor:
 Programın ilk aşamasında startuplar dünyanın en büyük biyoteknoloji organizasyonuna katıldı
BIOStartup CoronaSprint'in ilk aşaması kapsamında, BIO Startup Program mezunlarından beş çalışma alanını temsilen (ilaç, aşı, cihaz, tanı ve dijital sağlık) beş startup 8- 12 Haziran tarihlerinde gerçekleşen ve 64 ülkeden üst düzey katılımcıları bir araya getiren dünyanın en büyük biyoteknoloji organizasyonu BIO Digital'e katıldı. Burada COVID-19'a yönelik özel oturumlara katılarak kendi çözümlerinin ve araştırma alanlarının küresel dinamiklerle ilişkisini test ettiler. Biyoteknolojide bilimsel ve teknolojik gelişmeleri izlemek, küresel biyoteknoloji ekosisteminin farklı aktörleri ile temas etmek, işbirliklerine yönelik birebir görüşmeler yapmak için önemli bir fırsat sunan BIO Digital'e katılan startuplar bu yıl COVID-19 ile ilgili oturumlara da katılarak edindikleri deneyimleri, Sprint sürecinde yer alacak diğer katılımcıları ile paylaşacaklar.
 BIOStartup CoronaSprint Projesinin en önemli aşamalarından olan ihtiyaç analizi çalıştayları TÜSEB yetkilileri, AIFD üyesi firmaların temsilcileri, BIOStartup mezunları ve ilgili uzmanların katılımıyla ReDis Innovation işbirliğiyle gerçekleştiriliyor. 25 Haziran 2020'de ilki tamamlanan çalıştayın ikincisi 2 Temmuz 2020 tarihinde yapılacak. Dijital platformlar üzerinden yapılan çalıştaylar sayesinde sahadaki çalışmaları yakından izleyen ve aynı zamanda uygulamasında yer alan uzmanların ve proje ortaklarının katkısıyla ihtiyaçlar tanımlanacak. Tanımlanan ihtiyaçlar önceliklendirilerek programa katılan startup takımları ile eşleştirilecek, sprint sürecinde startuplar mentörlerin de desteği ile bu ihtiyaçlara yönelik çözüm yol haritalarını oluşturacaklar.  Sprint sürecinin son aşamasında çıktıların sahadaki ihtiyaçlarla uyumu ve uygulanabilirliği değerlendirilecek. 

Eğlenceye Açılan Kapı Goldmaster NETTA 2 Android Dream Box

Goldmaster Netta 2 6K Android 9.0 Dream Box, binlerce uygulamayı televizyonda kullanma imkanı sunarak, eğlencenin dozunu artırıyor.

Video izleme, oyun oynama, Google Play Store üzerindeki birçok uygulamayı televizyonda kullanma imkanı sunan Goldmaster NETTA 2 Android Dream Box (Akıllı Android Tv Kutusu) ile binlerce uygulama her an elinizin altında.

Uygulamaların yanı sıra yüzlerce televizyon kanalına antensiz, çanaksız, sadece internet bağlantısıyla erişim sağlayan Netta 2 6K Android 9.0 Dream Tv Box, Youtube, Amazon Prime, PuhuTv, BlueTv gibi uygulamalar ile dizi filmleri televizyondan kolayca izleme imkanı sunuyor.

Kolay Kurulum ve Kullanım

Goldmaster NETTA 2 Android Dream Box, kolay kullanım özelliği ile de fazlasıyla dikkat çekici. Tek yapmanız gereken Netta 2 Box'ı televizyona bağlamak ve internete bağlanıp kullanmaya başlamak. Netta 2 Box harekete duyarlı klavyeli kumandasıyla TV ekranında rahat bir kullanım sunarak ekranın her alanına özgürce erişmenizi sağlar.
6 K Ultra HD çözünürlüğü ile kristal berraklığında görüntü sunan Netta 2 6K Android 9.0 Dream Tv Box, klavyeli akıllı kumanda ile sesli komut özelliğine de sahip. Air Screen özelliği ile telefon ekranını kablosuz olarak televizyona yansıtma imkanı sunan cihaz, 4 adet USB (1 adet USB 3.0, 3 adet USB 2.0) portu ile USB disk veya harici hard diskten video veya müziklerinizi oynatmanızı da sağlıyor.

Varlığa Dayalı Menkul Kıymet İhracı (VDMK) ile tarım sektörüne kaynak sağla

PASHA Bank, ikinci kez gerçekleştirdiği Varlığa Dayalı Menkul Kıymet İhracı (VDMK) ile tarım sektörüne kaynak sağlamaya devam ediyor.

PASHA Bank ve OMG Capital Advisors, Tarfin Tarım A.Ş. adına nitelikli yatırımcılara sunulmak üzere % 11,75 basit faizle, ortalama 89 gün vadeli 14.0000.000 TL tutarında Varlığa Dayalı Menkul Kıymet (VDMK) ihracı gerçekleştirdi. JCR Eurasia’dan AA- (Yüksek Düzeyde Yatırım Yapılabilir Kategori) kredi notuna sahip olan ihraca kurumsal yatırımcının ilgisi yüksek oldu.  

Dört dilim halinde ihraç edilen VDMK’ın ilk diliminin vadesi 14 Ağustos’ta, ikinci diliminin vadesi 15 Eylül’de, üçüncü diliminin vadesi 15 Ekim’de ve son diliminin vadesi 16 Kasım’da dolacak.

PASHA Bank ikinci kez gerçekleştirdiği VDMK ihracıyla sermaye piyasalarından tarım sektörüne çiftçilerin hasat vadeleri ile uyumlu fonlanma imkanı sağlamıştır.  

Pandemi sürecine rağmen gerçekleşen bu ihraç, hem Tarfin’in iş modelinin sürdürülebilirliği hem de VDMK’ların finansman modeli olarak reel sektörün finansmanında oynayacağı rolü tekrar kanıtlamıştır.

Tarfin Tarım A.Ş. Türkiye genelinde 46 ilde 2.600’e varan çiftçiye, 201 satış noktasında rekabetçi fiyatlarla ve çiftçilerin nakit akışlarına uygun vade imkanlarıyla gübre, tohum, yem ve benzeri tarım girdileri satışı alanında faaliyet göstermektedir.

PASHA Bank, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan arasındaki ticaretin gelişimine katkı sağlamak, bölgede yatırım yapan işletmelere kaynak ve rehberlik sağlamak üzere, yatırım bankacılığı ve kurumsal bankacılık ürünleriyle hizmet vermektedir.

Pandemi sonrası yeni pazarlar arayan girişimlerin adresi Estonya’nın e-Residency programı olabilir

Tüm dünyayı etkisi altına alarak, ticarette büyük aksamalara yol açan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) pandemisi birlikte ciddi ciro kaybı yaşayan girişimler için yeni fırsatlar yakalamak her zamankinden daha önemli bir noktaya ulaştı. Estonya’nın sunduğu ve gerekli şartları sağlayan girişimlerin, işlerini AB pazarının tümüne yayabilmesine ve üye ülkeler arasındaki gibi ticaret yapabilmelerine imkân sağlayan e-Residency (e-Oturum) programı, Türkiye'deki girişimlerin yeni pazar arayışları için önemli fırsatlar sunabilir.

Dünya ekonomisinde eşi benzeri görülmemiş bir duraksamaya sebep olan yeni tip Koronavirüs pandemisi, girişimler için ciddi bir ciro kaybına yol açarken, potansiyel pazarları keşfetmek ve yeni fırsatlar yaratmak artık çok daha önemli hale geldi. Ancak, gerek bürokratik ve resmi kurallar gerekse de ticaret anlaşmaları gibi birçok sebeple yeni pazarlara ulaşmak oldukça zor.

Estonya'nın ilk kez uygulamaya geçirdiği, dünyanın herhangi bir ülkesinin vatandaşlarına resmi dijital kimlik elde etme hakkı sunan e-Residency (e-Oturum) programı, dünyanın herhangi bir yerinden Avrupa Birliği (AB) pazarında kurulmuş bir şirket olma avantajları sunarken, AB üyesi ülkelerle AB ortak pazarının sağladığı imtiyazlar ile ticaret yapma imkanı tanıyor.

Özellikle pandemi ile birlikte ciddi ciro ve pazar kaybı yaşayan girişimler için yeni pazar alternatifleri sunan program sayesinde gerekli şartları karşılayan girişimler, AB üyesi ülkelerle aynı imtiyazlara sahip olarak ticaret yapabiliyor. Program, e-Residency ile kurulan bir AB şirketinin, sadece Avrupa'da faaliyet göstermesini kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda dünya çapında iş yaparken AB'nin hukuki çerçevesinden de yararlanmasına olanak sağlıyor.

Estonya'da e-Residency’e sahip olan bir kişi, İnternet üzerinde bir Estonya şirketi kurabiliyor, belgeleri ve sözleşmeleri dijital olarak imzalayabiliyor. Şirketlerini dünyanın herhangi bir yerinden yönetebiliyor. Elektronik bankacılık ve uzaktan para transferi, çevrimiçi ödeme hizmetlerinden yararlanabiliyor.

Tek bir imza atmadan 23 saatte tüm dünyaya hizmet sunan şirket kurdular

Pandemi sürecinde e-oturum sayesinde şirketini yöneten Prompt Api CEO’su Umut Gökbayrak, “Estonya e-residency Avrupa ve dünya pazarlarına uyum açısından bize önemli kolaylıklar sağlıyor. Şirket kurma ve büyütme konusundaki regülatif işleri bürokrasiden uzak ve dijital ortamda çözebilmek bizim için çok önemliydi. Özetle; biz hızlı olmak istiyoruz, işimiz bunu gerektiriyor. Estonya e-residency bu süreçte bizim hızımıza yetişebiliyor. Tam 23 saatte şirketi açıp tüm süreçler tamamlanmıştı. Tek bir fiziksel imza atmadan ve hiçbir kişiyle yüzyüze görüşmeden. Günümüzde dünya ölçeğinde iş yapabilmek için ülkeler girişimcilerin önündeki zorlukları kaldırmaya çalışırken Estonya önemli oyunculardan olmayı bu şekilde başarmış. Ayrıca ödeme sistemleri entegrasyonu bizim için oldukça önemli bir bileşen. Tüm dünyadan kredi kartı ile işlem kabul edebilecek bir altyapıya çok hızlı bir şekilde ulaşabilmek için Estonya e-resident olmak işimizi çok kolaylaştırdı” diyor.

Bugüne kadar 2500’ü aşkın T.C. vatandaşı ‘e-Oturum’ aldı

AB ortak pazarında iş yapmak isteyen ve diğer şirketlerle rekabet ederken geride kalmamak isteyen Türk girişimciler Estonya’nın e-Residency (e-Oturum) programı yoğun ilgi gösteriyor. e-Residency (e-Oturum) programı ile girişimciler, Türkiye'den çalışırken global bir AB şirketi kurabilmelerini sağlayan resmi dijital kimlik elde etme hakkını kazanıyor.

2500’ü aşkın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ‘e-Oturum’ aldığı program, dünya çapında 65 binin üzerinde kişiye ulaşırken, şimdiye kadar Türkiye'den e-Oturum (e-Residency) yoluyla kurulan şirketlerin sayısı ise 650’yi aştı. Programla ilgili detaylı bilgilere https://e-resident.gov.ee/ adresinden ulaşılabiliyor.

Şirketlerin hacklenmesinin arkasındaki dört kritik neden
 
Şirketlerin ve teknolojilerin birbirleriyle daha fazla bağlantı kurması, siber saldırganların istismar edebileceği zafiyet ihtimalini beraberinde getiriyor. BugBounter, şirketlerin hacklenmesine sebep olan dört kritik başlığı ele alıyor.
 
Şirketlerin güvenlik açıklarını bulma ihtiyacını kitle kaynak kullanımıyla hızlı ve şeffaf bir şekilde gideren BugBounter, şirketlerin karşılaşabileceği en maliyetli sorunlardan birisi olan siber saldırıların amacına ulaşmasını sağlayan etmenleri aktarıyor.
 
İnsan hatası göz önünde bulundurulmalı
Tüm çalışanlar hata yapabiliyor. Siber güvenlik de hata yapılan alanlardan birisi. Yapılan her hatayla siber saldırganların sızabileceği bir alan açılıyor. Bazen bir güvenlik açığının yaması yapılırken farkında olmadan yeni bir açık yaratılabiliyor. Her ne kadar sıkı bir şekilde kontrol edilen güvenlik araçları kullanılsa da şirketlerin insan hatasını göz önünde bulundurarak olası bir problemi hızlı bir şekilde tespit etmenin etkili yöntemlerini geliştirmesi gerekiyor.
 
Siber güvenlik uzmanlarının sayısı az
Günümüzde birçok alanda çevikleşmiş savunma imkanı sunan gelişmiş siber güvenlik sistemleri bulunuyor. Ancak tüm bu sistemler de kendi kapasiteleriyle sınırlı ekipler tarafından tasarlanıyor ve birisinin bu sistemleri uygulaması ve yönetmesi gerekiyor. Aynı zamanda bu sistemlerin performansını en yükseğe çıkarmak için gerekli yetkinliğe sahip birey sayısı da az. Siber suçlular bu durumun bilincinde ve zayıf yönlerini hızlıca keşfettikleri bu sistemlerin etrafından dolaşarak istismar etmek için çalışmalarına devam ediyorlar.
 
Siber suçlular bir adım önde
Siber güvenlik uzmanları, tüm açıkları yamama sorumluluğu ile sistemlerini saldırılara karşı korumaya çalışırken, siber suçlulara sadece tek bir açık yetiyor. Yeterli zaman verildiğinde en güvenli sistemler bile gerekli yetkinliğe sahip siber suçlular tarafından istismar edilebilir. Bu yüzden şirketlerin raporlanan güvenlik zafiyetlerine yanıt verme ve açıkları yamama süresi de çok önemli.
 
BugBounter bu noktada bildirilen raporlara en fazla 2 gün içerisinde geri dönüyor, 3 gün içerisinde raporun doğrulamasını gerçekleştiriyor ve 30 gün içerisinde de yamasını tamamlıyor ve yama doğrulamasını yapıyor.
 
Siber dünyanın karanlık yüzünde olanlara yönelik bilgi çok kısıtlı
İşlemlerin insanların takip edebileceğinden hızlı bir şekilde gerçekleşiyor olması, siber dünyadaki en büyük zorluklardan birisi. Ağlarda yaşanan birçok şey gizli kalabiliyor. Güvenlik analitiği çözümlerinin bilinmesi gereken şeyleri göstermesi önemli, ancak şirketlerin henüz bilmediklerini öğrenmesi daha önemli.
 
Konuyla ilgili görüşlerini belirten BugBounter Kurucu Ortağı Murat Lostar, şunları söyledi: “Siber saldırılara karşı şirketlerin siber güvenliğe yatırım yaparak kendilerini ve ellerindeki verileri koruması çok kritik. Şirketler bu noktada mevcut siber güvenlik çözümlerine ilave olarak yüzlerce etik hackerdan oluşan kitle kaynağı sayesinde uygun maliyetle, güvenle ve hızla sistemlerinin istedikleri alanını test ettirebiliyor ve her seviyedeki açıklar hakkında kapsamlı bilgiye sahip olabiliyor.”

Ege gıdanın e-ticaret üssü olacak

E-ticaret dünyada son 3 yılda yüzde 73 artış göstererek 3,5 trilyon dolarlık hacme ulaştı. Türkiye’de ayakkabı ve saraciye sektöründe Shoedex2020 ile dijital dönüşümü başlatan Ege İhracatçı Birlikleri şimdi de e-ticaretle birlikte gıda sektöründe yeni bir döneme girmeye hazırlanıyor.

Ticaret Bakanlığı iş birliğinde Ege İhracatçı Birlikleri koordinasyonunda Çin’in en büyük e-ticaret platformu Alibaba Group’a ait Tmall Global’ın İş Geliştirme Direktörü Jennifer Wang ile Çin’de e-ticaret için yeni fırsatlar ve iş birlikleri konuşuldu.

Online düzenlenen konferansa Pekin Ticaret Başmüşaviri Hakan Kızartıcı, Guangzhou Ticaret Ataşesi Serdar Afşar, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Denetim Kurulu Üyesi Rahmi Balsarı, İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Melisa Mutlu, tarım ve gıda sektöründe faaliyet gösteren İhracatçı Birlikleri Yönetim Kurulu Üyeleri ve ihracatçı firmalar katıldı.

Gıda ihracatı son 1 yılda yüzde 62 arttı

Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, özellikle gıda sektöründe Çin’in en önemli hedef pazarlardan biri olduğunu, 2019’dan beri ihracatı artırmaya yönelik çalışmalar yaptıklarını söyledi.

“Çin Şanghay’da 5-10 Kasım’da üçüncü kez düzenlenecek Uluslararası İthalat Fuarı’nın milli katılım organizasyonunu da bu yıl Birliğimizce biz yapacağız. Özellikle Çin’de girişte sınır ötesi e-ticaretin öneminin farkındayız. Bu kapsamda Birlik olarak Çin’in en büyük e-ticaret platformlarından Tmall Global ile yapılabilecek yeni ve kalıcı iş birliklerine de açığız. 2018’de Çin’e 139 milyon dolar olan gıda ihracatımız 2019’da yüzde 62 artarak 226 milyon dolara ulaştı. 2020 yılının ilk 5 ayında ülkemizden Çin’e en çok gıda ürünü olarak fındık, defne yaprağı, kuru meyve, ayçiçek yağı ve deniz patlıcanı ihracatı yaptık. Ürün çeşitliliğini ve miktarlarını artırmamız gerekiyor. Diğer yandan, gıda sektörüne yönelik sanal fuar organizasyonu için hazırlıklara başladık. Bu organizasyonda da Tmall Global ile iş birliği yapabilirsek çok memnun oluruz. Tedarik zincirindeki kırılma bizim için bir irtifa kaybı değil, tetikleyici ve kreatif bir kırılma olacak. Gelecekte perakende satışın yerini almaya aday olan e-ticaret her yıl yüzde 30 büyüyen bir sektör. İnovasyon bireysel değil bir ekip işidir. Geleneksel ticarette sahip olduğumuz tecrübeyi ekip çalışması ve ekosistemin tüm oyuncuları bir araya gelerek hedef pazarlarımızdaki müşterilerin tüketim alışkanlıklarını, pazarı iyi araştırarak, stratejik düşünerek dijitale taşımalıyız.”

Gıdada dijital dönüşüm Ege’den başlasın istiyoruz

Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, Mayıs ayında 54 Türk firmanın Çin’e peynir altı suyu tozu, peynir, süttozu, krema ve tereyağı ihraç etmesinin önünün açıldığını hatırlattı.

“Firmalarımız 6 milyar dolar ile dünyanın büyük süt ürünleri ithalatçılarından olan Çin pazarına giriyor. 2012’den bu yana sürdürdüğümüz çalışmalar sonuç verdi ve Çin ile anlaşmaya vardık. Kanatlı ürünlerimizi de Çin’e ihraç etmeye hazırız. İhracat için gerekli izinlerin alınma sürecinin bir an önce başlatılmasını istiyoruz. 18 milyar dolar ihracat gerçekleştirdiğimiz gıda sektörümüzü Ar-Ge’den inovasyona geçirmeliyiz. Gıda ihracatçılarının kazancını artıracak anahtar dijitalleşme olacaktır. Ülkemizin ekolojik yapısı, ürün çeşitliliği, coğrafi konum ve lojistik avantajları, belli ürünlerde özellikle gıda sektöründe dünyada ön sıralarda olmamız en önemli avantajımız. Güçlü olduğumuz bu sektörü dijitale taşırsak hızlı ve kolay bir şekilde adapte olabiliriz. Dijitalleşme sadece Çin’e değil tüm ülkelere yaptığımız ihracattan elde edilen gelirimizi de artıracaktır. 2021’de global e-ticaret pazarının 5 trilyon dolar olması öngörülüyor. Koronavirüs nedeniyle herkes online ticarete yöneldi. Bu yüzden bu hedefe beklenenden de erken ulaşılacak. Geleneksel satış yöntemleri artık rafa kalktı. Gıdada dijital dönüşüm Ege’den başlasın istiyoruz. Çağı yakalamak istiyorsak altyapımızı, ajandamızı, sermayemizi dijitale göre şekillendirmeli ve kendimizi yeniden yapılandırmalıyız.”

Ürünlerimizi dijitalle destekleyerek katma değerini artırabiliriz

Dijitale geçiş için en uygun zaman olduğunu söyleyen Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Denetim Kurulu Üyesi Rahmi Balsarı ise şöyle devam etti:

“Müşterilerin gıda ihracatı yapmak için yeni ülkeler aradığı bu dönemi çağın ihtiyaçlarına uygun güncel bir pazar stratejisiyle lehimize çevirmeliyiz. Global bir satış ağı ürünün her zaman talep bulabilmesini sağlar. Firmalarımızın online pazar yerlerinde iyi iletişim kurarak, interneti iyi kullanarak, taleplere çevrimiçi ve hızlı bir şekilde çözümler üreterek cevap vermesi gerekiyor. Çin’e ihraç potansiyeli taşıyan zeytinyağı ve bazı tarım ürünlerini dijital kanallarla destekleyerek katma değerini yükseltebiliriz. Türkiye’nin ilk e ticaret verileri de ülkemizde online ticarete adaptasyonun ve farkındalığın yüksek olduğunu destekler nitelikte. 2019 yılı itibariyle ülkemizde e-ticaret hacmi 136 milyar lira olarak gerçekleşti. Bu senenin ilk 5 ayında ise e-ticaret hacmi, geçen senenin aynı dönemine göre ciddi bir ivme kazanmış durumda. Ocak-Mayıs döneminde yüzde 48 artarak 63,3 milyar lira oldu. Türkiye, gelişmiş ekonomisi, güçlü ulaşım ve lojistik ağı, nitelikli ve hızlı üretim ve iş gücünü inovasyonla birleştirdiğinde dünyada söz sahibi ülkeler arasında yer alacaktır.”

E-ticarette potansiyel ürünler neler?

Jennifer Wang ise Alibaba Group’un çoklu e-ticaret platformlarından oluştuğunu, bunlardan Tmall Global’in Alibaba Group’a ait Çin'deki en büyük B2C sınır ötesi e-ticaret platformu olduğunu söyledi.

“Tmall Global parakendecilerin online mağaza açabildikleri Çin ve dünya arasında bir köprü görevini gören dünyanın en büyük B2C online pazar yeri. Alışverişler parakende tarafıyla tüketiciler arasında gerçekleşiyor. Platformda 92 ülke ve bölgeden 25 binden fazla uluslararası marka yer alıyor. Aynı zamanda 5 binden fazla da kategori var. Pandemiyle birlikte online alışveriş ve tüketici bilinci arttı. Sağlık kategorimiz yüzde 70 büyüdü. İthal edilen gıdalar yüzde 40, içecekler yüzde 67, çikolata ise yüzde 416, çerezler de yüzde 73 büyüyen kategoriler arasında. Kahve çeşitleri ve ürünleri, bitkisel sütler, mumlar, az şekerli mısır gevrekleri, keçi sütü, chia tohumları ve deve sütüne de çok talep var. Safran, bal, Türk kuru kayısısı, lokum, çikolata, ambalajlama, hediye kutusu, çay, süt, yoğurt, keçi sütü ve deve sütü, dondurma, aromalı çaylar, kahve, bebekler için ceviz yağı, argan yağı, zeytinyağı da ihracatımızda potansiyeli olan ürünler arasında yer alıyor.”

Çin'de bir günde online satış rekoru kırıldı: 136,5 milyar dolar

Wang, Kovid-9 sonrası artan yiyecek ve içecek trendlerini ise şöyle sıraladı; “Sağlıklı atıştırmalıklar ve içecekler, adrese teslim sağlıklı yemek servisleri, konserveler, geleneksel ürünlerden çay ve bal, dondurulmuş gıda, dondurma, bitki süsleri, atıştırmalıklar ve probiyotik ürünler. 1688.com ise Alibaba Group'un B2B pazarında hizmet veren daha çok Çin içerisindeki yerel B2B ticareti yöneten bir diğer e-ticaret sitesi. Burada ise öne çıkan ürünler kuru incir ve deniz patlıcanı. Tmall Global, uluslararası markaların Çin pazarına girmelerini sağlıyor. Tmall ise daha çok ülke içindeki ticarete odaklı, ülkede kurulmuş olan markalara yardımcı oluyor. Geçtiğimiz günlerde Çin’in iki büyük alışveriş etkinliğinden biri olan 618 Festivali düzenlendi. Ülkenin iki dev online satış platformu Alibaba ve JD.com bir günde toplam 136,5 milyar dolarlık sipariş alarak rekor kırdı. Bu e-ticaretin Çin ekonomisi hatta dünya ekonomisi için ne kadar önemli olduğunun göstergelerinden biri.”

Weitao’nun ise tüketicilerin deneyimlerini paylaştıkları, kampanyalara dair hatırlatma mesajları aldıkları, ürün puanlamalarını ve yorumlarını yaptıkları bir diğer platform olduğundan bahseden Jennifer Wang, “Dijital pazarlama teknikleri de hedeflere hızlı ulaştıran yollardan biri. Örneğin sosyal medya paylaşımları çok etkili bir pazar stratejisi. Sosyal medya kullanıcıları yada ünlü dijital içerik üreticileriyle iş birliği yaparak, onların ürünü değerlendirdiği gönderileri kendi hesaplarından paylaşmasıyla daha fazla kitleye ulaşılıyor. Flagship mağazaları ise herhangi bir firmanın en iyi, tecrübeli, büyük marka mağazaları olarak tanımlayabiliriz.” dedi.

Lexus Yaratıcılığa İlham Vermek Adına ”Lexus Creates” Serisi’ni Başlattı

Premium otomobil üreticisi Lexus, “Lexus Creates” adı altında yeni bir içerik serisi başlattı. Sosyal medya öncülüğünde başlayan program, Lexus markasının tasarım ve işçiliğini vurgulayan, hem bilgilendiren hem de eğlendiren faaliyetlerle öne çıkıyor.

Katılımcılar buradaki faaliyetler ile yeteneklerini ortaya koyarken aynı zamanda yeni şeyler üretmeye teşvik ediliyorlar.

Her zaman otomotiv dünyasının ötesine geçerek kullanıcılarıyla farklı şekillerde iletişim kurma yolları arayan Lexus,  bu defa markanın insan odaklı yanına ve el işçiliğine olan önemini ortaya koyuyor.

“Lexus Creates” atölyesinin ilk serisinde ise, origami sanatçısı Coco Sato’nun yaratıcı çalışmaları kullanıcılara ilham veriyor. Önce origami kedisi yapmaya başlayan sanatçı, ardından yaprak ve sonrasında da daha zor olan kelebeğin nasıl yapılabileceğini anlatıyor.

Coco Sato kağıt, kumaş, yiyecek veya basit elektronikleri kullanarak geleneksel Japon estetiğini modern dünyaya aktarmasıyla biliniyor. Lexus, işçiliğiyle öne çıkan sanatçılarla çalışarak el sanatının önemini anlatmayı ve takipçilerine ilham verici içerikler sunmayı hedefliyor.

Toyota Yeni GR Yaris Ürün Gamını Tanıttı

Toyota, yeni GR Yaris modellerinin tüm ürün gamının duyurusunu yaptı. Şu anda online olarak Avrupa’da ve Japonya’da 6 bin adetlik ön sipariş alınan GR Yaris’e farklı modeller de katılacak ve Yaris ürün gamı daha da genişleyecek. GR Yaris bu modellerle birlikte üç farklı versiyonla sunulacak. Japonya’da sunulacak versiyonlar arasında; yüksek performanslı RZ ile birlikte pist odaklı RC modeli ve giriş versiyonu RS de yer alacak.

WRC’de yarışan ve şampiyonluk kazanan TOYOTA GAZOO Racing Dünya Ralli Şampiyonası takımının deneyimlerinden elde edilerek yapılan GR Yaris, aynı zamanda profesyonel yarış pilotlarının deneyimleri dikkate alınarak geliştirildi. Bu özel modeller, dünyanın her yerindeki farklı yol koşullarında sürücülerin tüm tepkilerine yanıt verecek ve her sürücünün keyifle kullanacağı şekilde tasarlandı.

Yüksek performans, düşük ağırlık

Japonya’da sunulacak GR Yaris ürün gamında yer alan RZ ve RC versiyonlarının 272 HP üreten 1.6 litre turbo üç silindirli motoru, 6 ileri manuel şanzımanla eşleştirildi. Bununla birlikte yine Japonya’da sunulacak RS versiyonunda, 120 HP güç üreten 1.5 litre üç silindirli motor ve 10 kademeli Direct Shift-CVT şanzımanı kullanılıyor.

GR Yaris’in alüminyum kaputu, bagaj kapağı ve kapı panellerinin yanı sıra üst gövdesinde tasarım özgürlüğü sağlayan karbon fiber takviyeli plastik tavan paneli de yer alıyor. Hafiflik adına yapılan çalışmaların yanı sıra GR Yaris üstün bir aerodinamik performansa da sahip.

Daha iyi otomobiller yapma felsefesiyle, GR Yaris’in ön ve arka süspansiyonları, TOYOTA GAZOO Racing’in Dünya Ralli Şampiyonası’nda zorlu etaplardan elde ettiği tecrübeyle özel olarak optimize edildi. Üretim, Toyota’nın spor otomobil yapmasıyla ünlü Motomachi tesisinde kurulan üretim hattında GR FACTORY tarafından gerçekleştirilecek. Burada araçların montajının üstün işçiliğiyle bilinen Takumi Ustaları tarafından gerçekleştirilmesi için gerekli hazırlıklar da yapıldı.

Ford, yeni kabin hava filtresi MicronAir® ile virüs, toz ve polenlerin araç içine girmesini engelliyor

Ford, Covid-19 pandemisi ile birlikte hijyen ve temizliğin çok daha kritik önem taşıdığı bu günlerde, müşterilerine önemli bir yenilik daha sunuyor. Ford’un yeni kabin hava filtresi MicronAir®, virüs, toz ve polen gibi insan saçının binde birinden küçük sağlığa zararlı parçacıkların araç içerisine girmesini engelliyor, aynı zamanda nezle ve alerji hastalarının ihtiyaç duyduğu temiz hava sirkülasyonunu sağlamaya yardımcı oluyor.

Ford, müşterilerinin araçlarını virüs, toz, polen ve kir parçacıklarını hapsederek koruyan, daha sağlıklı ve rahat yolculuklar yapmalarına imkan sunacak yeni bir gelişmiş hava filtresini ürün gamına ekleyeceğini duyurdu.

Ford’un yeni MicronAir filtresiyle sürücüler ve araç içindeki yolcular, limonda bulunan sitrik asitten faydalanan bir sistemle insan saçının binde birinden daha küçük virüs, bakteri, toz ve partiküllerden korunacak. Ford ürün yelpazesine giren bu yeni kabin hava filtresi, Domuz Gribi (H1N1) ve Koronavirüs gibi virüslere karşı da koruma sağlıyor ve virüslerin araç içine girmesini engelliyor.

Freudenberg Filtrasyon uzmanları tarafından geliştirilen Ford MicronAir Protect kabin hava filtresi, önemli sağlık sorunlarına neden olabilecek çeşitli virüs, mikropların yanı sıra alerjik polen ve tozların da araç içerisine girmesini engelliyor. Yeni kabin hava filtresi, karbon ve limonda bulunan sitrik asit içeren bir formülle geliştirilen özel bir aktif tabaka kullanıyor. Sistem, istenmeyen bakteriler, virüs, maya ve mantarlara karşı koruma sağlarken, antiviral özelliğe sahip bulunuyor.

Araç içindeki sürücüler ve yolcular için dışarıdan gelen virüs, bakteri, polen ve tozların ciddi sağlık sorunlarına neden olduğunu vurgulayan Ford Avrupa Müşteri Hizmetleri Başkan Yardımcısı Nigel Brackenbury, MicronAir Protect kabin hava filtresi için, “Ford’un müşterilerine sunduğu yeni filtre sistemi, otomobilde seyahat eden herkesin sağlığının korunması için düşük maliyetli ama oldukça etkili bir önlem olacak” dedi.

MicronAir Protect filtre sistemi nasıl çalışıyor?

Ford MicronAir Protect kabin hava filtresi, insan saçının binde biri kalınlığından daha küçük olan 0,05 mikron kalındığındaki partikülleri filtre edebiliyor. Filtre, aracın havalandırma sistemine takıldığında içeri giren virüs, toz, polen gibi zararlı parçacıkların yoğunluğunu seyreltiyor. Virüs içeren su damlacıklarını olabildiğince hızlı yok ederek kontaminasyon (bulaşma) ve enfeksiyon olasılığını en aza indiren sistem, araç içindeki yolcu ve sürücülerin sağlığını koruyor.

Yeni filtre, çeşitli partiküller ve asit gazları gibi insan sağlığına zararlı maddelere karşı ek koruma sağlamak üzere tasarlanmış aktif bir karbon elemente sahip bulunuyor. Filtre, virüs, partikül, toz ve polenleri hapsedebilen çok katmanlı mikrofiber bir bariyeri barındırıyor.

Virüslerin etkisizleştirilmesinde %99,9 etkili

MicronAir Protect kabin hava filtresi sahip olduğu özel aktif katman sayesinde, temas eden virüslerin etkisizleştirilmesinde yüzde 99,9 oranda etkili oluyor. Bu virüslerin içerisinde Domuz Gribi (H1N1) ve HCov-229E de yer alırken, filtrenin mevcut şartlar sebebiyle henüz denenemese de Covid-19’a neden olan SARS-CoV-2'ye karşı da aynı oranda (%99.9) etkin olması öngörülüyor. Koronavirüsler, hapşırma, öksürme veya nefes yoluyla üretilen damlacıklarla yayılıyor. Yüzeylerde saatlerce hatta günlerce bulaşıcı olarak kalabiliyor. Rüzgar, sıcaklık değişiklikleri ve nem gibi faktörler bu parçacıkların tekrar havaya karışmasına neden olabilirken, filtre virüslerin araç içerisine girmesini engelliyor.

Ford, yeni kabin hava filtresi MicronAir® ile virüs, toz ve polenlerin araç içine girmesini engelliyor

Ford, Covid-19 pandemisi ile birlikte hijyen ve temizliğin çok daha kritik önem taşıdığı bu günlerde, müşterilerine önemli bir yenilik daha sunuyor. Ford’un yeni kabin hava filtresi MicronAir®, virüs, toz ve polen gibi insan saçının binde birinden küçük sağlığa zararlı parçacıkların araç içerisine girmesini engelliyor, aynı zamanda nezle ve alerji hastalarının ihtiyaç duyduğu temiz hava sirkülasyonunu sağlamaya yardımcı oluyor.

Ford, müşterilerinin araçlarını virüs, toz, polen ve kir parçacıklarını hapsederek koruyan, daha sağlıklı ve rahat yolculuklar yapmalarına imkan sunacak yeni bir gelişmiş hava filtresini ürün gamına ekleyeceğini duyurdu.

Ford’un yeni MicronAir filtresiyle sürücüler ve araç içindeki yolcular, limonda bulunan sitrik asitten faydalanan bir sistemle insan saçının binde birinden daha küçük virüs, bakteri, toz ve partiküllerden korunacak. Ford ürün yelpazesine giren bu yeni kabin hava filtresi, Domuz Gribi (H1N1) ve Koronavirüs gibi virüslere karşı da koruma sağlıyor ve virüslerin araç içine girmesini engelliyor.

Freudenberg Filtrasyon uzmanları tarafından geliştirilen Ford MicronAir Protect kabin hava filtresi, önemli sağlık sorunlarına neden olabilecek çeşitli virüs, mikropların yanı sıra alerjik polen ve tozların da araç içerisine girmesini engelliyor. Yeni kabin hava filtresi, karbon ve limonda bulunan sitrik asit içeren bir formülle geliştirilen özel bir aktif tabaka kullanıyor. Sistem, istenmeyen bakteriler, virüs, maya ve mantarlara karşı koruma sağlarken, antiviral özelliğe sahip bulunuyor.

Araç içindeki sürücüler ve yolcular için dışarıdan gelen virüs, bakteri, polen ve tozların ciddi sağlık sorunlarına neden olduğunu vurgulayan Ford Avrupa Müşteri Hizmetleri Başkan Yardımcısı Nigel Brackenbury, MicronAir Protect kabin hava filtresi için, “Ford’un müşterilerine sunduğu yeni filtre sistemi, otomobilde seyahat eden herkesin sağlığının korunması için düşük maliyetli ama oldukça etkili bir önlem olacak” dedi.

MicronAir Protect filtre sistemi nasıl çalışıyor?

Ford MicronAir Protect kabin hava filtresi, insan saçının binde biri kalınlığından daha küçük olan 0,05 mikron kalındığındaki partikülleri filtre edebiliyor. Filtre, aracın havalandırma sistemine takıldığında içeri giren virüs, toz, polen gibi zararlı parçacıkların yoğunluğunu seyreltiyor. Virüs içeren su damlacıklarını olabildiğince hızlı yok ederek kontaminasyon (bulaşma) ve enfeksiyon olasılığını en aza indiren sistem, araç içindeki yolcu ve sürücülerin sağlığını koruyor.

Yeni filtre, çeşitli partiküller ve asit gazları gibi insan sağlığına zararlı maddelere karşı ek koruma sağlamak üzere tasarlanmış aktif bir karbon elemente sahip bulunuyor. Filtre, virüs, partikül, toz ve polenleri hapsedebilen çok katmanlı mikrofiber bir bariyeri barındırıyor.

Virüslerin etkisizleştirilmesinde %99,9 etkili

MicronAir Protect kabin hava filtresi sahip olduğu özel aktif katman sayesinde, temas eden virüslerin etkisizleştirilmesinde yüzde 99,9 oranda etkili oluyor. Bu virüslerin içerisinde Domuz Gribi (H1N1) ve HCov-229E de yer alırken, filtrenin mevcut şartlar sebebiyle henüz denenemese de Covid-19’a neden olan SARS-CoV-2'ye karşı da aynı oranda (%99.9) etkin olması öngörülüyor. Koronavirüsler, hapşırma, öksürme veya nefes yoluyla üretilen damlacıklarla yayılıyor. Yüzeylerde saatlerce hatta günlerce bulaşıcı olarak kalabiliyor. Rüzgar, sıcaklık değişiklikleri ve nem gibi faktörler bu parçacıkların tekrar havaya karışmasına neden olabilirken, filtre virüslerin araç içerisine girmesini engelliyor.

Tüm yazlık ev ihtiyaçlarınız Morhipo.com'da
 Bu yıl yazlık evler oldukça revaçta. Tatilini güvenle kendi evinde yapmak isteyenler yazlık ev alışverişine çoktan başladı. Mutfak gereçlerinden nevresim takımına, havludan ev dekorasyon ürünlerine yazlık eviniz için aradığınız her şey Morhipo.com'da.
 Hem yeni sezon ürünleri hem de çok avantajlı kampanyalarıyla moda dünyasına yön veren Morhipo.com ile sadece kombinler değil, evler de değişiyor.
 Rengarenk yaz sofraları
Bu yaz sofralar çok renkli. Cıvıl cıvıl servis tabakları, rengarenk masa örtüleri, renkli bardaklar ve peçetelerle sofralarınıza yaz havasını taşıyın. Hazırlayacağınız muhteşem lezzetler için hem uygun fiyatlı hem de kaliteli tencere setlerini Morhipo.com'da bulabilirsiniz. Sabah rutininiz kahveyi de ihmal etmeyin. French Press ile filtre kahvenizi kolayca hazırlayabilirsiniz.
 Rahat uykular
Yaz tatillerinin tatlı uykusu hiçbir şeye değişilmez. Yazlık pike ve keten nevresim takımlarıyla rahat bir uyku çekip, her yeni güne enerjik başlayabilirsiniz. 
 Bol bol havlu
Yaz demek sudan çıkmamak demek. Modanın e-ticaretteki adresinde uygun fiyatlı çeşit çeşit havlularla yazlık evinizin havlu ihtiyacını karşılayabilirsiniz. Banyo için bambu, deniz kenarı için peştamal tercih edebilirsiniz.
 Senin evin senin tarzın
Geçici bir süreliğine gidiyor olsak da, kendi tarzımızı taşıdığımız mekanlarda daha rahat ve huzurlu olduğumuz bir gerçek. Küçük dekorasyon ürünleri ile yazlık evinize kendi tarzınızı yansıtabilirsiniz. Balkon için fenerler, hasır sepetler ve boy boy saksılar dekorasyonda size yardımcı olabilir.

Tarım sektöründe büyük işbirliğinin temelleri atıldı

İzmir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Ege İhracatçı Birlikleri, kaliteli tarım üretimini ve katma değerli ihracatını arttırmak için güçlerini birleştirme kararı aldı. Yıllık 5 milyar dolarlık tarım ürünleri ihracatı gerçekleştiren Ege İhracatçı Birlikleri’yle, İzmir’deki 146 bin çiftçinin üretim ve verimliliğini arttırmak için çaba gösteren İzmir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, İzmir’in tarım ürünleri üretim ve ihracatını arttırmak için güçbirliği yapacak.

İzmir Tarım ve Orman İl Müdürü Mustafa Özen, İzmir’de tarımsal üretimde problem olmadığını, pazarlama sorunu olduğunu, bu sorunu aşmak için kamu ve özel sektör konunun taraflarının işbirliği yapması gerektiğini dile getirdi.

Ege İhracatçı Birlikleri’ni ziyaret eden Özen, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi ve Birlik Başkanlarıyla bir araya geldi. Özen, İzmir’de 146 bin çiftçi ailesinin üretimine devam etmesi için çalıştıklarını dile getirdi. Özen, “Çiftçilerimiz olmazsa üretime devam etmezse aç kalırız. Kiraz’ın en uç mahallesindeki çiftçi Tarım İl Müdürlüğünü bilmiyorsa, ya da giden hizmeti bilmiyorsa eksiklik var demektir. En uçtaki çiftçiye kadar ulaşmamız ve sorunlarına çözüm geliştirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Göreve geldikten sonra İzmir’in tarım alanında bir fotoğrafını çektiğini ifade eden Özen, “Belediyeler, Odalar, Borsalar, Birlikler tarım ile ilgili çalışmalar yapıyor. Ancak bu çalışmalarda bir bütünlük olmadığını gördüm. Bu bütünlüğü sağlayacak bir projeyi hayata geçirmek için çalışıyoruz, yakın zamanda projenin detaylarını kamuoyu ile paylaşacak noktaya geleceğiz” dedi.

Ürün nerede yetişiyorsa orada geliştirmeliyiz

İzmir’in 30 ilçesinde üretimi geliştirmek için çalışmalar yaptıklarını ifade eden Özen sözlerini şöyle sürdürdü: “Her ilçenin dominant olduğu ürünler var. Bu ürünleri yetiştikleri noktalarda geliştirmek istiyoruz. Herşeyi heryere taşımaktan vazgeçmeliyiz. O ekolojide olan ürünleri geliştirmeliyiz taşıyınca olmuyor. Kestane, Kiraz’da en iyi yetişiyorsa orada geliştirmek istiyoruz. Damla sakızını Çeşme ve Urla’da yapacağız. Selçuk’ta muz, Seferihisar’da ejder meyvesi üretimi için çalışmalar yapıyoruz. Bu bölgelerde örnek seralar oluşturacağız.”

İzmir Tarım ve Orman İl Müdürü Mustafa Özen, pandemi döneminde Ege İhracatçı Birlikleri’nin İzmirli tarım işçilerine 100 bin adet maske desteği içinde de teşekkür etti.

Eskinazi; “Sözleşmeli üretim sorunların ilacı”

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Ege Bölgesi’nin tarımsal üretimde büyük bir potansiyele sahip olduğunu, pandemi ile birlikte gıda üretiminin öneminin daha iyi anlaşıldığını kaydetti.

Çiftçilerin ektiği ürünün katma değerli pazarlanmasının yolunun sözleşmeli üretimden geçtiğinin altını çizen Eskinazi, “Sürdürülebilir üretim için sözleşmeli üretim çok önemli. Sözleşmeli üretim yapıldığında üretici ürünü ekerken kazanacağı parayı bildiği gibi, firmalarımızın ziraat mühendisleri gözetiminde kontrollü üretim olacağı için ürün kalitesi de ihracatçı firmalarımızın beklentileri doğrultusunda gerçekleşir. Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüzün çiftçilerimize bu konularda eğitim vermesi faydalı olacaktır. Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüzle tarım üretimimi ve kalitesini arttırmak için her türlü işbirliğine hazırız” diye konuştu.

İzmir Tarım ve Orman İl Müdürü Mustafa Özen’in, Ege İhracatçı Birlikleri ziyaretinde; Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Davut Er ve Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz yer aldı.

Dünyada çam balı üretiminin yüzde 90’ı Türkiye’den

Türkiye’de 500 milyon dolarlık hacme sahip bal ve arı ürünleri pazarının 200 milyon dolarını ambalajlı bal pazarı oluşturuyor.

Son 8 senede ihracatını 5 kat artıran bal ihracatçıları “Ambalaj ürüne katma değer sağlar, güvenilir gıda ambalajlı gıdadır.” diyerek 100 milyon dolarlık hedeflerine ambalajlı bal ihracatı yaparak ulaşmak istiyor.

Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Nedim Kalpaklıoğlu, Türkiye’nin kovan varlığında dünya üçüncüsü, bal üretiminde ise Çin’den sonra ikinci sırada olduğunu söyledi.

“Ülkemizde 83 bin arıcılık işletmesi bulunuyor. Bal üretimi ise ortalama 70-80 bin ton civarında. Bunun 20-25 bin tonunu çam balı oluşturuyor. Dünyada çam balı üretiminin yüzde 90’ı ülkemizde yapılıyor. Türkiye´nin çam balı üretiminin yüzde 80'lik bölümü de Muğla’dan karşılanıyor. Türkiye dünyadaki en kaliteli bala sahip. Biz çam balını dünyaya tanıtmak istiyoruz. Botanik zenginliğiyle eşi benzeri görülmeyen bu coğrafyadaki hakiki çam balının dünyadaki hak ettiği değeri bulabilmesi için Ar-Ge çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Ege İhracatçı Birlikleri olarak Türk çam balının faydalarını anlatan bir film hazırlıyoruz. Çam balı ihracatının katma değerini gıda güvenliği ve hijyenini merkeze alarak dünyanın talep ettiği kalitede artırmamız gerek. Avrupa’ya yaptığımız süzme bal ihracatımızın yüzde 90’nını çam balı oluşturuyor.”

Arılar olmazsa insanoğlu yalnızca dört yıl yaşayabilir

Kalpaklıoğlu, Avrupa pazarına ve hedef pazarlara Türk çam balını katma değerli bir şekilde ticarileştirilerek gönderilmesinin ambalajlı bir şekilde ihraç edilerek sağlanacağı görüşünde.

“Ambalaj bir ürünün markasını ve kalitesini anlatır. Ambalajlı bal ihracatı çam balımızın marka değerini artırarak dünyada önemli bir üretici konumunda olan Türkiye’nin ihracat ayağında da önemli bir oyuncu hatta söz sahibi olmasını sağlayacaktır. 2011'de 5 milyon dolar olan ihracatını 2019’da 25 milyon dolara ulaştıran Türkiye verimli florasıyla her geçen gün kendini arıcılıkta geliştiriyor. İklim değişikliği, tarım ilaçları, çevre kirliliği yüzünden dünyanın birçok bölgesinde toplu arı ölümlerine şahit oluyoruz. Ünlü fizikçi ve bilim insanı Albert Einstein arıların ekosistem için önemini 1949’da şu sözlerle özetlemişti: “Arılar yeryüzünden silinip giderse, insanoğlu yalnızca dört yıl yaşayabilir. Arılar olmazsa döllenme olmaz, hiçbir bitki, hiçbir hayvan, hiçbir insan olmaz.” Dünya döngüsü için hayati öneme sahip arıların yaşamaları, beslenmeleri, doğal süreçlerinde bal üretmeleri için en büyük görev üreticilere düşüyor.”

İlk 5 ayda bal ihracatı artış gösteriyor

Nedim Kalpaklıoğlu’na göre çam balında arıcıların arı hastalıklarına karşı kullandığı antibiyotik ilaçlarının veteriner tarafından reçeteye bağlanması ve kullanımının kontrol altına alınması gerekiyor.

“Bu bal ihracatındaki artışın önüne geçen en büyük engeldir. Tarım ve Orman Bakanlığı denetimlerini sıkı bir şekilde yapıyor. Arıcılara bilgilendirmenin doğru yapılması adına eğitimlerin sıklaştırılması, denetimlerin artması, bal analizlerinin düzenli yapılması gerekiyor. Geçen sene 5 bin 548 ton balı 45 ülkeye gönderdik. Balın yanı sıra polen, arı sütü, propolis, arı ekmeği gibi katma değerli arı ürünleri üretiminin artırılmasını da amaçlıyoruz. İlk 5 ayda bal ihracatı yüzde 2,5 artarak 10 milyon 725 bin dolara ulaştı. Ege Bölgesi’nden ise bal ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 artarak 5 milyon 778 bin dolar olarak gerçekleşti. En fazla ihracat dünyanın en büyük bal ithalatçıları olan Almanya ve ABD’ye yapıldı.”

Her gün bir kaşık bin bir derde deva

Balın bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini, antiviral özelliğiyle en güçlü doğal antibiyotiklerden biri olduğunu söyleyen Nedim Kalpaklıoğlu şöyle konuştu:

“Karaciğer ve akciğeri yeniliyor, yaraları iyileştiriyor, mikropları öldürüyor. Damar sertliğinden kansere kadar bir çok hastalığa karşı bizi koruyor. Pandemi bize kendine kendine yetebilen bir ülke olmanın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Ekosistemimizi daha fazla koruma altına alma eğiliminde olmalıyız. Bakanlıklarımız ve Orman Genel Müdürlüklerince bal ormanlarının artırılmasına yönelik bir çok proje başarıyla devam ediyor. Bal Ormanı Eylem Planı bunun en güzel örneği. Şu an 533 adet bal ormanımız var. Bal ormanı tesislerinin 2023'e kadar 720'ye çıkarılması hedefleniyor. Aynı zamanda proje ile 70 bin 795 hektarlık alan arıcıların kullanımına açıldı.”

Moda endüstrisinde sürdürülebilirliğin formülü geri dönüşümü arttırmaktan geçiyor

Covid-19 sonrasında ihracatı eriyen Hazırgiyim ve Konfeksiyon Sektörü, eski parlak günlerine dönmek için pandemi sonrasında sürdürülebilirlik eksenli bir yol haritasını hayata geçirmeye hazırlanıyor. Konfeksiyon ihracatçıları, dünyanın sürdürülebilirlik lideri İsveç modelini radarına aldı.

Dünya'nın sürdürülebilirlik lideri İsveç, Moda endüstrisinde sürdürülebilirliği sağlamak için konfeksiyon ürünlerinde kimyasal kullanımına 2021 yılından itibaren vergi getirmeye hazırlanırken, geri dönüşümü teşvik ediyor. Sürdürülebilir üretim yapanlar tedarikçiler vergiden kurtulacak.

Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği ve Business Sweden işbirliğinde düzenlenen “SUSTAINEIBILITY TALKS: Covid-19 sonrası İsveç Moda Markalarının Sürdürülebilir Üreticilerle Çalışma Stratejileri” konulu online toplantıda konuşan İsveç Tekstil ve Konfeksiyon Sanayicileri Birliği Genel Sekreteri Cecillia Tall, konfeksiyon ürünleri kimyasal içeriyorsa 2021 yılından itibaren vergiye tabi olacağı uyarısında bulundu.

Gelecek yıl uygulanmaya başlanacak olan kimyasal vergisindeki amacın çevreyi korumak ve sürdürülebilirliği sağlamak olduğunun altını çizen Tall, "İsveç şirketleri için üretim yapıyorsanız onlar sizin kullanmamanız gereken içeriklerin listesini verecekler. Tekstil sanayi çok fazla miktarda karbondioksite neden oluyor. Sektör olarak kötü bir ismimiz var. Yeni sisteme hazırlanın, adapte olmakta zorlanmayın. 2025 yılına kadar tekstil atıkları ile ilgili Avrupa Birliği’nin yeni bir mevzuatı olacak" şeklinde konuştu.

Sertbaş: “Tedarik zincirimizi yeniden düzenlememiz gerekiyor”

“Konfeksiyon sektörü olarak pandemi sonrasında sürdürülebilir bir yapıya kavuşabilmek için tedarik zincirimizi yeniden düzenlememiz gerekiyor” diyen Sertbaş, “Bu noktada modada sürdürülebilir üretim tekrar gündeme geliyor. Tekstil ve konfeksiyon sektörünün bilinen algısı petrolden sonra dünyamızı en çok kirleten sanayii olduğu yönünde. Bu olumsuz algıyı değiştirmek için 2020 yılını “Sürdürülebilirlik Yılı” ilan etmiştik. Sürdürülebilirlikle ilgili URGE projesi, Global Compact Üyeliği, Moda Devrimi Sergisi gibi birçok organizasyon ve proje düzenledik, hatta bu sene 15.sini planladığımız ancak pandemi nedeniyle ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldığımız EİB Moda Tasarım Yarışmamızın temasını da sürdürülebilirlik çerçevesinde oluşturduk. “SUSTAINEIBILITY TALKS: Covid-19 sonrası İsveç Moda Markalarının Sürdürülebilir Üreticilerle Çalışma Stratejileri” temalı bu webinarın sektörümüzün pandemi sonrasında sürdürülebilirlik arayışlarına ışık tutacağına inanıyorum. Sürdürülebilirlik denince akla ilk gelen ülkelerden olan İsveç’in bu konuyu ele alış biçimini ve moda markalarının konuya yaklaşımlarını görme olanağı bulacağız” şeklinde konuştu.

Covid-19 salgınının 2.Dünya Savaşından bu yana, dünya ekonomisini en çok sarsan gelişme olduğunu dile getiren Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, Hazır giyim sektörünün doğası gereği bu pandemiden en fazla etkilenen sektörlerden biri olduğunu, Covid-19'un, konfeksiyon sektöründeki tedarik zincirindeki tüm aksaklıkları ortaya çıkardığını ifade etti.

Konfeksiyon sektörünün pandemi sonrası sürdürülebilir bir yapıya sahip olmayı hedefliyorsa hazır giyim sektörü tedarik zincirinin kendini yeniden düzenlemesi gerektiğine vurgu yapan Sertbaş, "İşte bu noktada modada sürdürülebilir üretim tekrar gündeme geliyor. Tekstil ve hazırgiyim sektörünün petrolden sonra dünyamızı en çok kirleten sanayii olduğu yönündeki olumsuz algıyı değiştirmek için pandemi öncesinde çalışmalarımıza başladık ve 2020 yılını “Sürdürülebilirlik Yılı” ilan ettik. Bu dönemde sürdürülebilirlikle ilgili URGE projesi, Moda Devrimi Sergisi gibi birçok organizasyon ve proje yaptık. Birleşmiş Milletler destekli dünyanın en büyük sürdürülebilirlik platformu olan Global Compact’a üye olan ilk İhracatçı Birliğiyiz. Bu sene 15.sini düzenlemeyi planladığımız ancak pandeminin yayılmasının engellenmesi kapsamında alınan tedbirler nedeniyle ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldığımız EİB Moda Tasarım Yarışmamızın temasını da sürdürülebilirlik çerçevesinde oluşturduk" dedi.

İsveç'in dünya devi moda markası H&M Avrupa Sürdürülebilirlik Müdürü Hülya Sevindik Özyiğit, kaynakları optimum kullanıp atığı aza indirmeyi hedeflediklerini, bunun tekstil üretiminde tasarımla başlayan bir süreç olduğunu kaydetti.

Yeni tedarikçi seçiminde sürdürülebilirlik hedefi olması önemli

H&M olarak yeni tedarikçilerle çalışmaya başlarken sürdürülebilirlik hedefi olan firmaları tercih ettiklerine dikkati çeken Özyiğit, inovasyon çalışmalarını, yeni ürün üreten ve şeffaf olan tedarikçileri ödüllendirdiklerine değindi.

Tekstil sektöründe geri dönüşümlü materyaller kullanmak için çaba gösterdiklerini anlatan Özyiğit, "2030 hedefimiz tüm materyallerin geri dönüştürülmüş ve sürdürülebilir olması. Tüm ürünlerimizin yüzde 60’ı sürdürülebilir kaynaklardan elde edilmiş materyallerden oluşuyor. Denim ürünlerinde her yıl artan şekilde geri dönüştürülmüş ipliklerle kumaşları kullanıyoruz. En fazla geri dönüşümlü pamuk kullanan markayız. 2013 yılından beri H&M mağazalarında kullanılmış ürünleri topluyoruz. Yıllar bazında set ettiğimiz hedeflerimiz var. 2030 yılında yüzde 100 yenilenebilir elektrik kaynaklarıyla ürünlerimizi elde etmek istiyoruz. 2030 yılında yüzde 100 toxic free (kimyasal yasaklı ürün olmaması) olmasını hedefliyoruz. Müşterilerimizin yüzde 16'sı çevreye duyarlı ürünleri özellikle satın almak istiyor. Firmaların sürdürülebilirlik ajandası olması gerekiyor" dedi.

İsveç Türkiye Ticaret ve Yatırım Ataşesi Edin Erkocevic, İsveç olarak Sürdürülebilir bir moda sanayi yaratmak istediklerini, döngüsel üretime geçmeyi hedeflediklerini bunun için geri dönüşümün önemli olduğunun altını çizdi.

Dijitalleşme ve sürdürülebilirliğin öne çıkan kavramlar olduğunu vurgulayan Erkoçeviç sözlerini şöyle sürdürdü: "Moda endüstrisinin geleceğini garanti altına almanın yolu sürdürülebilirlikten geçiyor. İsveç ve Türk giyim ve tekstili çok uzun süredir birlikte çalışıyor. İsveç’te iş insanları Türk tekstil sanayinin güçlü olduğunu biliyor. Çok büyük fırsatlar olduğunu biliyoruz. İş birliğini daha da artırmak istiyoruz. B2B toplantıları hazırlamak istiyoruz. Türk tekstil ve hazır giyim sanayi ne kadar sürdürülebilir olursa İsveç ve Türk şirketleri arasında o kadar iş birliği olacaktır" dedi.

MACFit City şimdi Akaretler’de

Türkiye'nin en büyük spor salonu zinciri Mars Sportif, sporu herkes için erişilebilir kılmaya devam ediyor. Mars Sportif’in daha çok kişiye MACFit kalitesini sunmak amacıyla hayata geçirdiği MACFit City konseptinin üçüncü kulübü Akaretler’de açıldı. Mars Sportif’ten yapılan açıklamada “Akaretler gibi kilit bir lokasyonda MACFit City konseptimiz ile zihin ve beden sağlığını güçlendirmek isteyen herkesle buluşuyoruz” denildi.

Sayın Davut Güleç;

MACFit City şimdi Akaretler’de

Türkiye'nin en büyük spor salonu zinciri Mars Sportif, sporu herkes için erişilebilir kılmaya devam ediyor. Mars Sportif’in daha çok kişiye MACFit kalitesini sunmak amacıyla hayata geçirdiği MACFit City konseptinin üçüncü kulübü Akaretler’de açıldı. Mars Sportif’ten yapılan açıklamada “Akaretler gibi kilit bir lokasyonda MACFit City konseptimiz ile zihin ve beden sağlığını güçlendirmek isteyen herkesle buluşuyoruz” denildi.

Türkiye'nin 13 ilinde yüzbinlerce kişiye spor yaptıran Mars Sportif, 100’üncü kulüp açılışını İstanbul Akaretler’de yaptı. Covid-19 önlemleri kapsamında tüm kulüplerinde yüksek güvenlik ve hijyen standartlarıyla hizmet veren Mars Sportif, Akaretler’deki yeni kulüpte de MACFit kalitesini sunuyor. MACFit City Akaretler üyeleri toplam 840 metrekarelik alana yayılan kulüpte verilen hizmetlerden aylık 100 TL'den başlayan fiyatlarla yararlanabilecek. Kulüpteki hizmetlerden bazıları şöyle:

  • Kardiyo
  • Ağırlık
  • Fonksiyonel alan
  • Boks ringi
  • Pilates stüdyosu
  • Grup stüdyosu

“Hayatınıza sporla düzen katın”

Mars Sportif’ten yapılan açıklamada şöyle denildi: “Sporun her zamankinden çok önem kazandığı günlerden geçiyoruz. Covid-19’la birlikte bazı rutinlerimiz değişse de düzenli egzersiz hem bedenimizi hem de zihnimizi güçlendirmek için olmazsa olmazların başında geliyor. Hayatımıza hareket katmak kendimizi iyi hissetmemizin yanı sıra sağlığımızı korumak anlamına da geliyor. Egzersiz yaparak stresten uzak kalmak, mutlu olmak, kendimizi motive etmek mümkün… Spor sayesinde bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirebilir, uyku kalitemizi yükseltebiliriz. Mars Sportif olarak önceliğimiz hem üyelerimizin egzersiz rutinine devam etmelerini sağlamak hem de spora başlamak isteyenleri yüksek kalite MACFit standartlarının yanı sıra güvenli bir ortamda sporla buluşturmak.”

PIRELLI 2030’A KADAR KARBON NÖTR OLACAK, 2025’TE %100 YENİLENEBİLİR ELEKTRİK ENERJİSİ KULLANACAK

 Bilim Temelli Hedefler Girişimi (Science Based Targets Initiative - SBTi), Pirelli’nin CO2 emisyonlarını azaltma hedeflerini küresel ısınmayı 2°C’nin altında tutmak için gereken aksiyonlarla uyumlu bularak doğruladı.

Bu gelişme, lastik devi Pirelli’nin 2030 yılına kadar Karbon Nötr olma taahhüdünün ve son Endüstriyel ve Sürdürülebilirlik Planında açıklanan 2025 yılına kadar %100 yenilenebilir elektrik enerjisi kullanma hedefinin de tanınması niteliğinde bulunuyor.

2025’e kadar CO2 emisyonlarını azaltacak

Daha detaylı olarak, SBTi, Pirelli’nin 2015’ten 2025’e kadar doğrudan ve dolaylı karbon emisyonlarını %25 azaltma ve 2018’den 2025’e kadar hammadde tedarikine bağlı mutlak CO2 emisyonlarını %9 azaltma hedeflerini doğruladı.

CDP (eski adıyla Karbon Saydamlık Projesi), Birleşmiş Milletler - UN Global Compact, Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) arasındaki işbirliğinden doğan SBTi, gezegenin sıcaklığının yükselmesini kontrol altına almak için iddialı hedefler tanımlanmasına yönelik olarak kurumlara kılavuzluk etmeyi amaçlıyor.

“Karbon Nötr hedefimize ulaşmak için doğru yoldayız”

Pirelli Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO'su Marco Tronchetti Provera konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Bilim Temelli Hedefler Girişiminin CO2 emisyonlarını azaltma hedeflerimizi doğrulaması, Pirelli'nin tamamıyla Karbon Nötr olma hedefine ulaşmak için doğru yolda ilerlediğini gösteriyor. Sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliğiyle mücadele taahhüdümüz kalıcıdır. Ar-Ge faaliyetlerimizle yenilikçi malzemeler bulmak ve gezegenin korunmasına katkıda bulunabilecek daha sürdürülebilir süreçleri ve ürünleri benimsemek için her gün çalışmaya devam ediyoruz.”

Barem’den KOBİ’ler için yeni ürün:  KOBITrackSM

Türkiye’de milyonlarca KOBİ bulunuyor ve her sene bu sayıya binlercesi ekleniyor. Günümüzün zorlu rekabet koşullarında KOBİ’lerin ayakta kalması ve ülke ekonomisine katkısının devamı için müşteri ilişkileri yönetimi hayati önem taşıyor. Barem tarafından geliştirilen KOBITrackSM, tam da burada devreye giriyor. KOBİ’lerin müşterilerini izleme, memnuniyetlerini ölçme, performanslarını kıyaslama ve analiz sonuçlarına göre ürün ve hizmetlerini iyileştirebilme imkanı sağlıyor. Adeta dijital bir rehber görevi üstlenen KOBITrackSM,  verimliliği artırıyor, işletmeyi büyütüyor.

 Türkiye’deki işletmelerin %99’a yakını KOBİ’lerden oluşurken, her yıl binlercesi daha ekleniyor. Türkiye ekonomisinin can damarını oluşturan KOBİ’lerin ticari performansı ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşıyor. BAREM Ar-Ge merkezinde geliştirilen KOBITrackSM, ticari yolculukları boyunca KOBİ’lere rehberlik yapıyor. KOBİ’lerin iç ve dış müşterilerini analiz eden, elde edilen veriler sayesinde müşteri ilişkileri yönetiminde daha hızlı aksiyon alınmasını sağlayan bu sistem; işletmenin verimlilik, ürün kalitesi, rekabet gücü ve müşteri memnuniyetinde artış sağlıyor. ISO 10002 Müşteri Memnuniyeti Yönetim Sistemi için gerekli alt yapıyı da sağlayan KOBITrackSM, kıyaslama olanağı da sunuyor. Kıyaslama sayesinde firmalar, kendi performanslarının gelişimini izlemenin yanı sıra kendilerini sektörlerindeki diğer firmalara göre değerlendirip, güçlü ve zayıf yönlerini görebiliyor, iyileştirme alanlarını hızla belirleyerek aksiyon alabiliyor.

Büyük firmaların müşteri ilişkileri yönetim sistemlerini KOBİ’lere uyarlayan ve ulaşılabilir maliyetlere sahip KOBITrackSM, küçük ve orta büyüklükteki işletmeler için iki ayrı versiyon imkanı sunuyor. Yurt dışı müşteriler için farklı dil seçeneklerine de sahip olan ürün, farklı sektörlerden küçük büyük her işletmeye destek verebiliyor.

KOBITrack Lite ve KOBITrack Pro

KOBITrack Lite, az sayıda soru ile en küçük firmaların bile müşteri memnuniyetlerini takip etmesi sağlayan temel versiyon. İşletmenin daha iyiye ulaşması için temelde nereye odaklanması gerektiğini gösteriyor. KOBITrack Pro ise; daha detaylı bir versiyon. EFQM (Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı) kriterlerini de derinlemesine sorgulama imkanı sunuyor.

Amaç KOBİ’leri yaşatmak ve büyütmek

Barem Genel Müdürü ve Ar-Ge Merkezi Lideri Sencer Binyıldız,  KOBITrackSM sistemini makro bakış açısıyla geliştirdiklerini vurgulayarak; “Bildiğiniz gibi KOBİ’lerin firma sayıları, istihdam, ciro, ihracat gibi ekonomik göstergeler içindeki payları oldukça yüksek. Bu nedenle KOSGEB ve TOBB gibi kurumlar tarafından ciddi olarak destekleniyorlar. Ancak her türlü desteğe rağmen araştırma yapmak, veri toplamak ve bu verileri doğru analiz edip hayata geçirmek KOBİ’ler için uzak konular oldu. BAREM olarak amacımız, KOBİ’lerin bu bakış açısını değiştirmek. Bazen kültürlerinde olmadığı, bazen ulaşılamaz buldukları veya sonuçları nasıl değerlendireceklerini bilemedikleri için araştırmaya uzak duruyorlar. Biz KOBITrackSM ile müşteri memnuniyeti araştırmasını KOBİ’ler için ulaşılabilir ve daha da önemlisi yararlanılabilir hale getirdik. Böylece orta ve uzun vadede ülke ekonomimize önemli bir katkı sağlamayı hedefliyoruz. Büyüyen KOBİ’ler sayesinde üretim ve istihdam da büyüyecektir. Misyonumuz, dolaylı yoldan ülke ekonomisine katma değer sağlamaktır” dedi.

“Paramız ülkemizde kalır”

 “KOBITrackSM sayesinde yurt dışından ithal edilen yazılımlara ödenecek paralar Türkiye'de kalır” diyen Sencer Binyıldız, “Aslında KOBITrackSM sistemi, bir işletmenin elektrik faturasına ödediği miktar civarında. Bu ürünümüzle bakkal ve diş hekimi gibi doğrudan müşteriye mal veya hizmet satan KOBİ’lere de yarı mamul üretip fabrikaya satan veya ihraç eden sanayicilere de yarar sağlayacağız” şeklinde konuştu.

Doğal materyallerin özel birleşimi;  Geberit Citterio Banyo Serisi

Organik formları özel materyallerle bütünleştirerek kusursuz bir tasarım dili oluştan İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit,  Citterio serisi ile banyoları bir kez daha stil, dinamizm ve kaliteyle buluşturuyor. Mimar ve tasarımcı Antonio Citterio’nun imzasını taşıyan ve üst düzey bir banyo serisi olan Geberit Citterio; doğal ve kir biriktirmeyen formu, farklı renk seçenekleriyle banyoları yeni nesil ayrıntılarla tanıştırıyor. Ahşap, cam ve pürüzsüz yüzeylerin zarif birleşiminden oluşan seri, heyecan verici bir banyo deneyimi sunuyor.

İnovatif yaklaşımı ve geliştirdiği son teknolojilerle Geberit, banyoları yaşam alanlarının en şık, en fonksiyonel mekanlarından biri haline getirmeyi sürdürüyor. Ünlü mimar ve tasarımcı Antonio Citterio tarafından tasarlanan Geberit Citterio, sade detayları akıcı şekillerle bir araya getiren nitelikleriyle heyecan verici bir banyo deneyimi sunuyor.

Özgün tasarımın gücü

Geberit Citterio serisi,  doğal formlara ve pürüzsüz bir görünüme sahip tek veya çift hazneli çanak lavaboları, ahşap ve camın cesur birleşiminden oluşan mobilyaları ile yaşam alanı banyolara özgün bir kişilik kazandırıyor.  Citterio serisindeki mobilyaların bej meşe ve gri kahve meşeden oluşan iki ahşap yüzey seçeneği; parlak bir çizgisi olan gri kahve cam veya siyah cam ön panel seçenekleri ile kombine edilebiliyor.  Kullanıcının talepleri doğrultusunda farklı biçimlerde organize edilebilen Geberit Citterio banyo mobilyaları;  akıllı saklama alanlarından oluşan ve yavaş kapanan mekanizmaya sahip çekmeceleriyle ideal bir düzenleme alanı yaratıyor.

Akıllı teknolojilere uyumlu, fonksiyonel ve hijyenik detaylar

Geberit Citterio serisinde yer alan KeraTect özel sırlama teknolojisiyle pürüzsüz bir görünüme ve hijyenik bir yapıya sahip olan lavabolar, ahşap ve camın cesur birleşiminden oluşan mobilyalar, kanalsız Rimfree® özelliğiyle kir birikmesinin önüne geçen akıllı klozet Geberit AquaClean ile de mükemmel uyum sağlıyor. Tek tuşlu otomatik taharet sistemine sahip Geberit AquaClean, kullanıcılarına tüm gün ferahlık ve temizlik hissi sunuyor.

İsimtescil.net kurumsal web sitesini yeniledi

2013 yılında Türkiye’de ilk kez yeni domain uzantıları için ön talep sürecini başlatan ve bu süreçte 1 milyonun üzerinde bir kitleye ulaşarak Afrika, Asya ve Avrupa’da en fazla talep alan şirket unvanının sahibi olan İsimtescil.net, gelişen eğilimler doğrultusunda kendini yenilemeye devam ediyor. Türkiye’nin domain lideri olarak kabul edilen şirket, son olarak kurumsal web sitesini yenileyerek farklılaşan yeni yüzünün lansmanına özel büyük bir domain kampanyası başlattı. Kampanya kapsamında dijital dünyaya entegre olmak isteyen tüm kullanıcılar 30 Haziran’a kadar ‘.COM’ ve ‘.NET’ domain uzantılarını sadece 2,99$'a satın alabilecek.

Günümüzde 500'den fazla farklı domain uzantısının satışını sağlayan, 570 binden fazla domain barındıran ve  desteğini veren İsimtescil.net, Internet Corporation of Assigned Names and Number - İnternet Tahsisli Sayılar ve İsimler Kurumu’na (ICANN) bağlı olarak faaliyetlerine devam ediyor. Kurumsal vizyonunda kendisini ‘Geleceğin dijitali’ olarak tanımlayan şirket, dünyadaki tüm dijital trendlere uyum sağlayarak iş yapış modellerini sürekli güncelliyor. Son olarak kurumsal web sitesini ileri tasarım ve yazılım standartlarına uyarlayan İsimtescil.net,  yeni yüzünün lansmanına özel büyük bir domain kampanyası başlattı. Kampanya kapsamında kullanıcılar 30 Haziran’a kadar .COM ve .NET domain uzantılarını sadece 2,99 $'a satın alabilecek.

Hızlı, pratik ve estetik tasarım

İsimtescil.net, mobil kullanımı da kapsayacak şekilde düzenlenen yeni web sitesi ile aranılan bilgiye daha kolay ve daha hızlı erişim imkanı sunuyor.  Kullanıcı dostu yeni arayüzü, sade ve özgün menü geçişleri, pratik üyelik paneli sayesinde daha konforlu bir hale gelen www.isimtescil.net; tek tıkla sunucu yönetimi, hızlı domain ve marka sorgulama gibi fonksiyonlarla da verimini arttırıyor. İsimtescil.net’in yenilenen web sitesi, tüm bu özelliklerinin yanı sıra destek merkezinden 30 dakikada yanıt garantisiyle ziyaretçisinin yanında olduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin en ucuz domain uzantıları

İsimtescil.net’in, bir üst skalaya taşıdığı www.isimtescil.net lansmanına özel olarak geliştirdiği domain kampanyası ise dijital dünyayı benimseyen kullanıcılar için bir fırsat niteliği taşıyor. ‘.COM’ domain uzantılarını 9,99 $’dan, ‘.NET’ uzantılarını 10,99 $’dan 2,99 $’a indiren İsimtescil.net, 30 Haziran 2020 tarihine kadar indirimli fiyatları sabit tutuyor. (H=aber: Davut Güleç)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.