ÜLKEYİ YÖNETEN ÜST AKIL!..


Mustafa Temizer

Mustafa Temizer

21 Mayıs 2020, 12:27

Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” deniyor. Demokratik sistem gereği seçimlerle devleti yönetecek milletvekilleri seçiliyor. Ama görülmeyen üst akıl sahipleri, milletin seçme iradesine etki ediyor. Milletin iradesi meclise gereği gibi yansımıyor. Ne millet, ne seçtiği vekiller hür olamıyor. İktidarlar milli iradeyi temsil edemiyor. Ülkeyi millet lehine iyi yönetemiyor. Ülkede arzu edilen gelişme ve kalkınma olmuyor.

Cumhuriyetin hedefi ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak olduğu halde Türkiye’den çok daha zor durumda olan Almanya, Japonya gibi ülkeler hızla gelişip kalkınırken;ülkeyi geliştirip kalkındıramıyorlar. 

Seçim öncesi milletin isteği doğrultusunda vaatlerde bulanarak iktidara gelenler ülkeyi neden geliştirip kalkındırmadı? NedenAlmanya, Japonya gibi olamadık?..

Bir ülke ürettiği kadar hürdür. Üretmediğiniz her alanda hür değilsiniz, birilerine bağımlısınız demektir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kalkınmaya yönelik hamleler neden durduruldu? Tüm imkânsızlıklara rağmen yapılan fabrikalar,özelleştirme adı altında birer birer neden kapatıldı. Sürekli,üretim yerine ithalata yönelik politikalar izlenmesinin sebebi nedir?..

Gazi Mustafa Kemal sonrası, Meclis iradesine yabancılar etki etmeye başlamıştır. Partiler yabancılarla iş birliği yapmadan ülkeyi yönetemeyeceklerine inanmaya başlamış. Parti kurmak,ülkeyi yönetmek isteyenler, önce yabancılara danışma, tabiri caizse onlardan icazet alma ihtiyacı duymuş. Partilerin üst yöneticileri, görülmeyen bu güçlerin istekleri doğrultusunda hareket etmiş. Türkiye Büyük Millet Meclisi sanki görülmeyen bu güçler tarafından işgal edilmiştir. Ülke adeta yabancı aklıyla yönetilir hale gelmiştir.

Partiler icazet aldığı güçlerin destek ve yönlendirmeleriyle iktidar ve muhalefet görevi üslenmiş. İktidar ve muhalefet aynı güçlerin amacına birlikte hizmet etmeye başlamıştır. O günden bugüne Kurtuluş Savaşıyla elde ettiğimiz kazanımlarımız da birer birer elimizden alınıyor. 

Diğer ülkelerde görülmeyen güç, o ülkenin derin devletiolurken; Türk milleti için görülmeyen güç derin düşman olmuştur. Bunu nerden anlıyoruz? 12 Eylül 1980 öncesi derin devlet olarak bilinen gücün toplumu sağcı, solcu diye ayırmasından, iki tarafı da silahlandırıp vatan evlatlarını birbirine kırdırmasından anlıyoruz…. Aynı güçlerin PKK’yı milletin başına bela etmesinden, milletin dini ve milli değerlerini istismar ederek partizanlık yapılmasından.  Milleti partizanlıkla, milli- gayri millici diye ayrıştırıp milli birliğe engel ulunmasından anlıyoruz.

Derin güçlerin milleti ayrıştırma oyunu devam ediyor.İktidarlar ve muhalefet sanki derin güçlerin kendilerine verdiği rolleri oynuyor. Toplumun dini ve milli tüm ortak değerlerini istismar ediyor. Birbirine muhalif gibi davranıyor ama sürekli birbirini besliyor. Herkes kendi tabanını kontrol altında tutuyor. İsteyerek veya istemeyerek milli birliğin sağlanmasına engel oluyorlar. 

Muhalefetin, milletin aleyhine diye karşı çıktığı bir kanuna,yasaya…  engel olduğunu gördük mü?.. İktidarın, karşı çıkılan önemli bir meselede geri adım attığını gördük mü?.. Sanki aynı oyunda biri iktidar, diğerleri de muhalefet rolünü oynuyor. Rolleri gereği belli kesimi kontrol altında tutuyor, milli birliğe engel oluyorlar, birlikte milleti uyutuyorlar. 

Milletin seçim hürriyeti elinden alınıyor. Üst akıl sahipleri bir taraftan yıpranıp görev yapamaz hale gelene, eskiyene kadar iktidarları destekliyor. Diğer taraftan icazetli partileri yeni bir umut, yeni bir gelecek, iyi günlerin müjdecisi olarak takdim ediyor. Onları iktidara hazırlanıyor. Onlara sağladığı her türlü destekle toplumun benimseyip kabullenmesini sağlıyor. Millet görülmeyen üst akıl sahipleri tarafından hazırlanıp önüne konan partileri onaylamak zorunda kalıyor. Seçimle iktidarları bizim belirlediğimizi sanıyoruz. Halbuki işleyen sistemle milletin seçim hürriyeti elinden alınıyor. Yani milletin seçim hürriyeti yok. Seçimlerde yaptığımız üst akıl sahiplerinin belirlediklerini onaylamak. 

Sonuç: Partilere üst akıl sahipleri hakim olunca milletvekillerinin fikir beyan etme, milli iradeyi meclise yansıtma, kanun ve yasa teklifinde bulunma hürriyeti de yoktur. 

İşte basit bir örnek: Kayseri milletvekillerine sivil toplum kuruluşları  “İstanbul Sözleşmesine nasıl evet oyu vererek yasalaştırdınız.” diye soruyor.  “Vallahi yasanın içeriğini bilmiyordum. Grup kararı alınıyor bizde ona göre hareket ediyoruz.” şeklinde cevap veriyor. Bu şartlarda milletvekilinin fikir beyan etme, tercih etme hürriyeti var mı?

Milletvekillerini meclise niçin gönderiyoruz? Derin güçlerin belirlediği üst akıl sahiplerinin millet aleyhine teklif ettiği kanun ve yasaları onaylasın diye mi gönderiyoruz?

Türk Milletine hürriyet istiyoruz! Milletvekillerine hürriyet istiyoruz! Millet iradesinin meclise gereği gibi yansımasını istiyoruz! Milletin iktidar olmasını, ülkenin yabancı aklıyla değil Türk zekasıyla yönetilmesini istiyoruz!

Çare; elli yıldan beri Milletim Uyan! Varlığın, birliğin geleceğin tehlikede! Yeniden Milli Mücadele! “ Türkiye yabancı aklıyla değil, Türk zekasıyla yükselecektir.” Diyen Sayın Aykut Edibali’nin çağrısına kulak vermek, yetiştirdiği milli kadrolara, Millet Partisine sahip çıkmak, görev ve sorumluluk almak, milli kadroların demokratik yollarla iktidar olmasını sağlamaktır.  

“İştirak etmediğimiz, çilesini çekmediğimiz bir kurtuluş mümkün değildir.” Milletimizin uyanması, basiretle hareket etmesi (Yanılmadan gerçekleri görebilmesi, gelecekle ilgili sezgi, uyanıklık, anlayış, kavrayış ve vizyonsahibi olması) dilek temenni ve duasıyla…

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.