TÜRKİYE BAĞIMSIZ, YÖNETİCİLER HÜR MÜ?..


Mustafa Temizer

Mustafa Temizer

04 Haziran 2020, 10:04

Ülkemiz bağımsız, yöneticilerimiz hür değil mi?..                                                                                                                                                             Siyasilerin, Cumhuriyet tarihi boyunca,bağımsızlık ve hürriyet içeren dini ve milli söylemlerine rağmen söylemleri doğrultusunda hareket etmediği görülür. Ülke yönetimine talip olanlar, milletten oy almak için hürriyetten, bağımsızlıktan, haktan, hukuktan asla vazgeçmeyeceklerini, ülkeyi hızla geliştirip kalkındıracaklarını, gelişmiş ülkeler seviyesine çıkaracaklarını vaat etmelerine rağmen başarılı olamamış, sözlerinde durmamışlar. 

Cumhuriyetin ilk on yılında tarımda, sanayide, ekonomide, eğitimde….. elde ettiğimiz başarıdan uzaklaşılmış. 27 Aralık 1949’da ABD ve Türkiye arasında “Fulbright Eğitim Antlaşması” ile çocuklarımızın eğitimi ve geleceği Amerika’ya teslim edilmiş. Ülke yönetiminde yabancı aklıetkin olmaya başlamıştır. 

İnönü’den günümüze kadar ülke yönetiminde yabancı etkisiartarak devam etmiş. Her yeni yönetici yabancı baskısını daha şiddetli hissetmiştir. Ülkeyi emperyalist devletlerin politikaları doğrultusunda yönetmek zorunda kalmış. Milli Mücadelenin ve Cumhuriyetin hedeflerinden adım adım uzaklaşmış. Milli Mücadele ile elde ettiğimiz başta İstiklal ve bağımsızlık olmak üzere tüm kazanımlarımız birer birer elimizden alınmış. Yöneticiler yabancıların ve işbirlikçilerinin memuru gibi hareket etmeye başlamış. Ülke yabancı aklıyla yönetilir hale gelmiştir.

1970’li yıllarla dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in,Yeniden Milli Mücadele hareketinin kurucusu ve lidere bugünkü Millet Partisi Genel Başkanı Sayın Aykut Edibali’den Adalet Partisini desteklemesini istediğini,Edibali’nin ülke için acil olarak yapılması gerekenleri bir dosya halinde Süleyman Demirel’e sunarak bunları yaparsanız sizi destekleyelim dediğini, Demirel’in, sayın Edibali sizin taleplerinizi gerçekleştirmeye başbakan olarak ben yetkili değilim şeklinde cevap verdiğini biliyoruz. Bu durum ülkenin Türk aklıyla yönetilmediğini göstermektedir.

Cumhuriyetin ilk on yılında ülke kalkınmasının temel taşları olarak kurulan fabrikaların, birer birer kapatılması, ihtiyaçlarıyerli üretimle karşılamak yerine ithalatın tercih edilmesi,ülkenin yabancıya muhtaç hale gelmesi bu tespiti doğrulamakta.   

PKK’yı besleyip büyüttüğü herkes tarafından bilinen “ Çekiç Güç” e şiddetle karşı çıkanların, iktidar olduktan sonra çekiç gücün bölgede bulunma zorunluluğu vardır şeklinde açıklama yaparak çekiç gücün varlığını savunması, otuz bin insanımızın katili PKK ile masaya oturmak zorunda kalınması bu tespiti doğrulamakta.

Ergenekon ve Balyoz Davaları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinebüyük darbelerin vurulması, kozmik odaya girilerek devletsırlarının ifşa edilmesi, 848 milli istihbarat örgütü mensubunun şehit edilmesi, FETÖ benzeri yapıların hala korunuyor olması bu tespiti doğrulamaktadır. 

CIA eski Türkiye şefi, Paul Bernard Henze'nin 2006'da Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesi yönünde Beyaz Saray'a sunduğu rapordan sonra başkanlık sisteminindayatılması ve Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesi bu tespiti doğrulamaktadır. 

ABD, İsrail, Rusya gibi emperyalist ülkelerin, ülkemiz ve bölgemizin aleyhine plan ve projeleri bilindiği halde onlardan vazgeçilmemesi, onların projelerine ortak olunması, onlarla birlikte hareket edilmesi, Rusya’dan alınan ve 2020 Nisan sonuna kadar kurulması planlanan “S400 Savunma Sistemi “ akıbetinin belirsizliği bu tespiti doğrulamakta. 

Ayasofya’nın ibadete açılmayışı bu tespiti doğrulamakta…..                                                                           Ayasofya’yı ibadete açamadığımız halde Ayasofya’da Kur’an okunmasının manası nedir?                                                                      Ülkemiz ve bölgemizdeki gelişmeler bize şu soruyu sorduruyor: Türkiye bağımsız, yöneticiler hür değil mi? 

Mevcut iktidar ve muhalefetin milli birliği bozacak politika izlemeleri, toplumun ortak değerlerini istismar edip siyasete alet etmeleri, milleti ayrıştırıp kutuplaştırmaları; yöneticilerinyabancıların ve işbirlikçilerinin memuru gibi hareket etmek zorunda kaldığı tespitini doğrulamaktadır. 

Bu tespit doğrultusunda 1967 yılında Yeniden Milli Mücadele hareketini başlatan. “Milletim Uyan! Varlığın, birliğin, geleceğin tehlikede!” diyerek yarım asrı aşkın zamandan beri milleti ve yöneticileri uyaran. Bir taraftan da milli kadrolaryetiştiren. Millet Partisi Genel Başkanı sayın Aykut Edibali’in“Milletim Uyan!” çağrısını duymak zorundayız.

Yetkililer söylemlerini gerçekleştirme hürriyetine sahip değilse ki öyle gözüküyor bunu dürüstçe millete açıklasınlar. Hür olmadıkları halde bağımsız bir ülkenin bağımsız yöneticileri gibi davranarak milleti aldatmasınlar. Türkiye’nin gerçekten bağımsız olup olmadığını,  yöneticilerinin hür olup olmadığını bilmek aziz Türk milletinin hakkıdır.

Bu millet gerekirse yeni bir Milli Mücadele vererek istiklal ve bağımsızlığını yeniden kazanır. Yeter ki yöneticileri dürüst ve samimi olsun. Millete gerçekleri olduğu gibi açıklasın. Millete başka, kendilerine her türlü destek verip iktidar ettikten sonra hürriyetini kısıtlayanlara başka davranarak ikiyüzlü politika izlemesinler. Mevki, makam sevdasıyla şahsi menfaatlerini milletin ve devletin menfaatinin önüne geçirmesinler. 

Unutmayalım “ İştirak etmediğimiz, çilesini çekmediğimiz bir kurtuluş mümkün değildir.” Milletimizin uyanması, basiretle hareket etmesi (Yanılmadan gerçekleri görebilmesi, gelecekle ilgili sezgi, uyanıklık, anlayış, kavrayış ve vizyonsahibi olması) dilek temenni ve duasıyla…

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.