Ekonomi-Teknoloji (Şirket-firma) haberleri…

Ekonomi-Teknoloji (Şirket-firma) haberleri…
09 Haziran 2020 Salı 16:14

Shoedex Eylül ayında ikinci kez yapılacak

Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin 1-4 Haziran tarihlerinde düzenlediği Türkiye’nin ilk dijital fuarı Shoedex2020 ile ilgili istatistikler Ege İhracatçı Birlikleri ve Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin işbirliğinde düzenlenen online basın toplantısında kamuoyu ile paylaşıldı.

Ekonomi Muhabirleri Derneği İzmir Şubesi Başkanı Murat Demircan’ın moderatörlüğündeki toplantıda konuşan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, İzmir’in Türkiye’de ihracatın ve fuarcılığın başladığı kent olduğunu hatırlatarak, pandemi sürecinde kendilerinde daha büyük sorumluluk hissettiklerini ve yeni pazarlama yöntemleri için arayışa girdiklerini anlattı.

“Türkiye’de ilkleri gerçekleştirmiş olmanın verdiği sorumlulukla, ihraç ürünlerimizin pazarlaması için yeni bir yol bulmamız gerekiyordu bu da dijital fuarlar oldu. Türkiye’ye yıllık 1 milyar doların üzerinde döviz kazandıran, son 10 yılda ihracatını 2,5 kat geliştiren ayakkabı ve saraciye sektörlerimiz Covid-19 sürecinden en fazla etkilenen sektörlerimiz arasında yer aldı. Pandeminin etkilerini minimize etmek amacıyla çok kısa sürede organize olup başarılı bir fuar gerçekleştirdik. Ayakkabı ve saraciye sektörlerimize can suyu olduk. Ege İhracatçı Birlikleri olarak bundan sonraki süreçte dijital ticaret heyetleri ve fuarlar düzenlemeye devam edeceğiz. Türkiye’de de bir ilki başardık ve çığır açtık. Fuar, dünyada çok ses getirdi. Altyapıyı daha çok güçlendirip Ege İhracatçı Birlikleri desteğiyle firmaların ürünlerini sergileyebileceği showroomlar açmak istiyoruz. EİB ihracatçıların her konuda yanında olacak.”

Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nın milli katılım organizasyonunu EİB yapacak

12 birliğin 7 tanesinin tarım sektöründe faaliyet gösterdiğine değinen Eskinazi, pandemi döneminde EİB’nin yaptığı ihracatta tarım ürünlerinin payının Nisan’da yüzde 45, Mayıs ayında ise yüzde 44 seviyesinde gerçekleştiğinden bahsetti.

“Pandemi döneminde tarım ürünleri ihracatımız ayakta kaldı. Güvenli gıdaya olan talep artarak devam edecek. Onun için 7-9 Temmuz’da Ticaret Bakanlığı’nın desteğiyle, “Dubai Gıda Ürünleri Sanal Sektörel Ticaret Heyeti” gerçekleştireceğiz. Şu an için 21 gıda ihracatçısı üyemiz organizasyona başvurdu. Yaş meyve sebze, kuru meyveler, zeytin-zeytinyağı, konserve ürünler, deniz ürünleri, süt ürünleri sektörlerinden firmaların Dubai ve Körfez ülkelerinde yerleşik önemli alıcılarla sanal ortamda ikili iş görüşmeleri yapmalarını hedefliyoruz. Yine gıda sektörüne yönelik bir dijital fuar hazırlıklarına başladık. Temmuz ayı içinde gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz Gıda sanal fuarında daha fazla ihracatçı firmamızı dünyanın dört bir tarafından ithalatçılarla buluşturmayı hedefliyoruz.”

Eskinazi, toplantı sırasında gelen bir bilgiyi de paylaşarak, “Çin’in Şangay şehrinde 5-10 Kasım’da üçüncü kez düzenlenecek Uluslararası İthalat Fuarı’nın milli katılım organizasyonunu Ege İhracatçı Birlikleri düzenleyecek.” dedi.

Maden ve hazır giyimde sanal fuar hazırlıkları başladı

Jak Eskinazi, maden sektöründe ve hazır giyim sektörlerinde sanal ticaret heyeti ve fuar organizasyonu düzenlemek için de hazırlıkların devam ettiği bilgisini paylaşarak, “Projelerimiz olgunlaştıkça sizlerin aracılığıyla kamuoyu ile paylaşacağız. Bildiğiniz gibi, 2020 yılını Ege İhracatçı Birlikleri olarak Sürdürülebilirlik Yılı ilan etmiştik. Covid-19 sürecinde ihracatta sürdürülebilirliği sanal fuarlar ve sanal ticaret heyeti organizasyonları ile sağlayacağımıza inanıyoruz. Sanal ticaret heyetleri ve e-ticaret sitelerine üyelik desteğini hızlı bir şekilde ihracatçılarımıza kazandıran Ticaret Bakanımız Ruhsar Pekcan’a destekleri nedeniyle Ege İhracatçı Birlikleri adına şükranlarımızı sunuyoruz.” dedi.

Eylül’deki Shoedex’te deri konfeksiyonu ve işlenmiş deri de olacak

Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Erkan Zandar, “Her şeyin kilitlendiği ve yeni irtibatlar kurmanın zor olduğu bir dönemde Türkiye’deki bir organizasyona 300’ün üzerine profesyonel ziyaretçiyi getirmeyi başardık.” diyerek Türkiye’nin ilk sanal fuarının pozitif sonuçlarla tamamlandığını açıkladı.

“İki ay içinde imkansızı başardık. Dünyada bunun ne olduğunu anlamayan bir çok ülke varken biz öncü olduk. Yabancı kurumlardan sosyal medya üzerinden tebrik mesajları ve fuara katılmak istediklerine dair mesajlar aldık. Shoedex’in yüksek ihtimalle enternasyonal olacağını öngörüyoruz. Pandemi nedeniyle önümüzdeki 8 ay boyunca dünyada ayakkabı çanta deri ürünü satmak sıfır ihtimal. Bunun sıfırlandığı bir ortamda böyle bir organizasyona imza attık. Shoedex Eylül’ün 15’i gibi tekrar yapılacak. Firmalar 2021 yaz koleksiyonlarını alıcılarla buluşturacak. Sadece ayakkabı ve çanta değil. Deri konfeksiyonu ve işlenmiş deriyi de dahil edeceğiz.”

Türkiye’de sanal fuarcılığın kitabını yazıyoruz

Shoedex’in çift yönlü bir pazarlama sistemi olacağından bahseden Zandar, dünyadaki en gelişmiş ayakkabı saraciye fuarı haline geleceğini, fuar bitse de Shoedex’in devam edeceğini sözlerine ekledi.

“Amacımız Shoedex’i sanal ticaret ağı haline getirmek. Deri ürünleriyle ilgili gerçekleşmiş herhangi bir sanal ticaret platformu yok. Amacımız Shoedex’i iş yapabilir, dünya üzerinde tanınan bir sanal fuar ve herkesin katılmak istediği sanal ticaret ağı haline getirmek. Ekibimiz çok güçlü, herkes çok odaklanmış durumda. Sektörümüz büyük bir teşekkürü hak ediyor. Üç günde 30 tane firmanın nasıl hızlı bir şekilde dijitalleştiğini, herkesin kendi müşterilerini davet ederek iş birliği içinde hareket ettiğini ve güçlü bir sektör olduğumuzu gösterdik. TİM Sanal Fuar Komitesi olarak çok çalışıyoruz ve ciddi hazırlıklarımız var. Türkiye’de sanal fuarcılığın kitabını yazıyoruz. Bu deneyimimizi bütün sektörlerle paylaşacağız ki bütün sektörlere ve ülkenin tamamına yayılsın. Tarım ve gıda üzerine kuyumculuk iklimlendirme mermer ve hazırgiyim tekstil sektörleriyle ilgili de organizasyon yapacağız. Dünyanın en büyük fuarcılık şirketleriyle görüşüyoruz. Bu şirketler de bizim yanımızda olacak.”

5 bin 800’e yakın karşılıklı etkileşim

Fuarın ziyaretçi sayısının gün içinde maksimum 326’ya ulaştığı bilgisini veren Zandar 4 günlük istatistikleri şöyle açıkladı:

“Siteyi 290-300 kişi ziyaret etmiş. Profesyonellere açık olduğu için ziyaretçi sayısı maksimum gün içinde 326 oldu. Platform üzerinde 223 karşılıklı video konferansı gerçekleşti. Bunların sınırlı olmasının sebebi bazı ülkelerdeki internet altyapısının yetersiz olması ve yabancı alıcıların bilgisayar donanımlarının henüz tam oturmamış olmasıydı. 326 kişi Eylül ayında gelirken hazır bir şekilde gelecekler çünkü alışacaklar. 5 bin 800’e yakın karşılıklı etkileşim olmuş. Yani firmalar mesajlaşmayla haberleşti. Sistem üzerinden birbirleriyle tanışıp, e-mail yoluyla ürün fotoğrafları göndermeyle karşılıklı ticaret sistemi oluşuyor. Bizi en çok etkileyen kısım bu oldu. Böyle bir zamanda firmaların yeni müşterilerle tanışması mucize. Durmadık çalışıyoruz mesajıyla güven tazeledik. Dijitalde ne kadar varsak dünya üzerindeki varlığımıza o kadar devam edeceğiz.”

Shoedex sanal ticaret ağı olacak

Fuara 59 farklı ülkeden ziyaret gerçekleştiğini anlatan Erkan Zandar, “Biz fiziksel fuarlar var olsun isteriz. Fiziksel fuarın hazzı sanal fuarda yok ama zor zamanlarda beklemek yanlış. Ne yaparız da bu sektörü ayakta tutarız diye düşünerek bu noktaya geldik. Amaç burada iş yapmaksa dijitalde bu vakit daha etkili kullanılıyor. Hibrit ortamda yapılmasının avantajı, İtalya’ya üç günlük fuara gideceğinizi düşünün. Fuar sanalda bir hafta önceden başlarsa firmalara, ürünlere daha önce bakma şansınız olur. Daha sonra fuara gittiğinizde hiç vakit kaybetmeden nokta atışıyla ilerleyebilirsiniz. MICAM Fuarı diyince nasıl akla ayakkabı geliyorsa, Shoedex denilince de dünyada en hızlı büyüyen dijital ayakkabı saraciye fuarı olmasını istiyoruz. İnsanların ticareti bu sistem üzerinden yürütebileceği bir sanal ticaret ağı sunacağız. Bu ticaretin Türkiye’den yürümesi amacımız.” dedi.

Firmalar dijitalleşmede hız kazanmalı

Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Halil Gündoğdu ise sektörün dijitalleşmeye hızlı bir şekilde adapte olduğunu söyledi ve firmalara şöyle seslendi:

“Firmalar kendi içinde dijitalleşme anlamında belli bir seviyeye çıkmalı. Altyapı ne kadar iyi olsada ekipmanlar bu işin kalitesini ortaya koyuyor. Dijitaleşme anlamında zaten yapmamız gereken bir şeydi ve pandemiyle daha öne çekildi. Fiziksel fuarda harcadığımız maliyeti dijitalleşmeye harcarsak dünya standartlarına kavuşuruz. Kamera sistemi, kaliteli fotoğraflar, internet sayfası, video, bunlar olmazsa olmaz. Bu tür organizasyonları yapmaya devam edeceğiz. Firmalar olarak buna hazır olmamız lazım. Çok güzel geri dönüşler aldık. Fuarlar hem sanal hem fiziksel olarak hibrit bir sistemde devam edecek.”

“3 yıldır toplamadığım kartvizitleri üç günde topladım”

Shoedex’e katılan Murat Çelik ise fuarı tarihi olarak nitelendirerek, “Dün ve bugün meyvelerini topladık. 3 yıldır geleneksel fuarlara katılıyoruz. 3 yıldır toplamadığım kartvizitleri üç günde topladım. Çok verimli geçti. Pandeminin ilk günlerinde dijital fuar fikri ortaya çıktığında bize ütopya gibi gelmişti. Mücadele edince gerçekleştiğine şahit olduk.” diye konuştu.

Bir diğer katılımcı firmadan Mehmet Berberci ise son 3 sene içinde İngiltere’den Japonya’ya kadar birçok fuara katıldıklarını, online fuarda edindikleri tecrübeyi hiçbir yerde yaşamadıklarından bahsederek, “İspanya’dan Karadağ’a Güney Afrika’ya kadar birçok müşteriyle tanıştık ve onlar bizi buldu. Yurtdışındaki fiziksel fuarlara değil, buraya yatırım yapmalıyız. Klasik fuarları gezmek çok yorucudur. Shoedex’te insanlar oturduğu yerden online stantları gezdi. Devamını bekliyoruz.” dedi.

Türk imalat sektörü bu seminerde buluşacak

Takım tezgahları tasarımı, bilgisayar kontrolü, titreşimleri ve talaşlı imalat mekaniği konularında uzman aynı zamanda da Altın Madalya sahibi Prof. Dr. Yusuf Altıntaş, Tezmaksan Makine tarafından düzenlenen “Sanal ortamda imalat teknolojileri ve işletmelere faydaları” başlıklı online seminere katılacak. Webinar alt yapısı ile 11 Haziran tarihinde gerçekleştirilecek seminerde, Kovid-19 salgınının imalat sektöründe yarattığı değişim, yeni beklentiler ve Türkiye için oluşacak fırsatlar ele alınacak.

Tezmaksan Makine, Kovid-19 salgınının dünya imalat sektöründe yarattığı değişimi, yeni beklentileri, Türkiye için oluşabilecek fırsatları British Columbia Üniversitesi öğretim görevlisi ve konunun uzmanı Prof. Dr. Yusuf Altıntaş’ın katılımı ile tartışmaya açıyor.

Talaşlı imalat sanayisine yönelik CNC satış, servis, teknolojik danışmanlık, finansman, yazılım ve sektörel eğitim konularında hizmet veren Tezmaksan Makine tarafından düzenlenen “Sanal Ortamda İmalat Teknolojileri ve İşletmelere Faydaları” başlıklı seminer, 11 Haziran Salı saat 17.00’da gerçekleşecek. Takım tezgahları tasarımı, bilgisayar kontrolü, titreşimleri ve talaşlı imalat mekaniği konularında uzman British Columbia Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Yusuf Altıntaş, bu özel seminerde “imalat sektörünün yeni dönemdeki konu başlıkları, sanal ortamda talaşlı imalat dinamikleri,  verimi arttırıp kayıp oranını düşürmeye yönelik teknikler,  takım tezgahları için simülasyon çalışmaları, çekiç testi içeriği ve dinamikleri” konularında da önemli bilgiler verecek.

Havacılık başta olmak üzere otomotiv ve alüminyum sektöründeki son gelişmelerin de konuşulacağı webinar, sunum ve soru-cevap olmak üzere iki bölümden oluşacak. MAL Manufacturing Automation Laboratories and Terranic Systemes Genel Müdürü Dr. Doruk Merdol’un da konuşmacı olarak katılacağı seminerin moderatörlüğünü Tezmaksan Makine Kurumsal Müşteri İlişkileri ve Operasyonel Kiralama Direktörü Yalçın Paslı yapacak. Seminere katılmak isteyenlerin https://www.tezmaksan.com.tr adresi üzerinden webinar talep formunun doldurulması gerekiyor. Katılımın sınırlı olduğu seminere kayıt olanlara yayın davet linkleri etkinliğin gerçekleştiği 11 Haziran günü mail ile iletilecek.

Yılın en Alâ zamanı başladı
Tarihi ve doğal yapısını koruyan Alaçatı’nın ayrıcalıklı dokusuna mükemmel uyum sağlayan, bölge müdavimlerinin en favori mekanı Alâ Otel hem izole hem de benzersiz bir tatil deneyimi yaşamak isteyenleri bekliyor.
2010 yılından bu yana sürdürdüğü butik hizmet anlayışını üst düzey hijyen önlemleriyle destekleyen, Alaçatı’nın kalbinde saklı bir cennet sunan Alâ Otel, yeni sezona merhaba dedi.
Mahrem iç bahçeleri ve avlusuyla sürpriz ve sessiz yaşam alanları sunmak üzere tasarlanan, Endonezya’nın farklı adalarından getirilmiş, tamamı doğal, masif el yapımı mobilyaları; Akdeniz ve tropik bitki florasının başarıyla sentezlendiği bahçe peyzajı ve huzur dolu detaylarıyla farklılaşan tesis, Alaçatı ruhundan kopmadan izolasyonu tatmak isteyen misafirlerini bekliyor.
Her biri diğerinden farklı dekore edilmiş 20 odası bulunan Alâ Otel, kendisine özel alanlar arayan arkadaş grupları veya aileler için ideal mahremiyet ve hijyeni; yöresel tatlar, profesyonel sunumlar ve seçkin bir hizmet anlayışı eşliğinde sunuyor.

Banyolar için parlak bir fikir

Bir kumanda kapağında aradığınız her şey: Geberit Sigma 80

Giderek artan hijyen hassasiyeti banyo ekipmanları tercihlerine de yansıyarak fotoselli ürün taleplerini artırıyor. Manuel kullanım gerektiren ürünlerin kullanımı azalırken pek çok kişi kolay temizlenebilir, temas gerektirmeyen ve aynı zamanda görsel zenginlik taşıyan ürünlere ulaşmak istiyor.  Elektronik deşarj teknolojisini kumanda kapaklarına entegre eden Geberit, çok sayıda tasarım ödülüne sahip fotoselli kumanda kapağı Sigma 80’i kullanıcısına sunuyor.

İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit, Sigma 80 kumanda kapağıyla banyoları teknolojiyle buluşturmaya tüm hızıyla devam ediyor. Elektronik deşarj teknolojisini kumanda kapaklarına entegre eden Geberit, IF Design, Plus X Design, Red Dot Design ve Interior Innovation ödüllerinin sahibi Sigma 80’i kullanıcısına sunuyor. Tasarımı ve görsel zenginliği ile banyolara modern bir detay kazandıran Sigma 80, hijyen ve su tasarruf özellikleriyle de öne çıkıyor.

 Su tasarruflu çift kademeli deşarj sistemine sahip Geberit Sigma 80, üzerindeki LED ışıkların önüne yaklaştırılan eli algılamasıyla klozeti yıkama sürecini başlatıyor. Kullanıcı olmadığında ise bekleme moduna geçiyor. Yüksek kalite cam yüzeye sahip Sigma 80, tüm Sigma gömme rezervuarlarla uyumlu olup diğer kapak modellerinden farklı olarak elektrik bağlantısı ile çalıştırılabiliyor. Sigma 80, evde bulunulmayan süre boyunca ayara göre maksimum 7 günlük periyodlarla otomatik deşarj yapabiliyor. Bu özellik montaj ve bakım sırasında teknik servis aracılığıyla aktif hale getiriliyor.

Kolay temizlenebilir siyah ve aynalı cam yüzey, farklı ışık opsiyonları

Kullanıcısına siyah ve aynalı cam olmak üzere iki farklı yüzey seçeneği sunan Sigma 80, butonsuz yapısıyla öne çıkıyor. Sigma 80, pürüzsüz yüzeyiyle kolay temizlenme avantajı sunarken kapak temizliği esnasında tüm fonksiyonlarını geçici ve otomatik olarak kapatıyor. Farklı renk ayarı opsiyonuyla kullanıcısına mavi, turkuaz, magenta, sarı ve turuncu led ışık seçenekleri sağlayan Sigma 80, banyoları detaylarıyla mükemmelleştiriyor.

İngiliz Dezenfektan Markası“Nuevo”, Türkiye’de

 Alkol içermeyen özel formülüyle, İngiltere’nin en çok tercih edilen dezenfektan markası Nuevo, Avrupa‘dan sonra Türkiye’de de satışa başladı. Gaiol Kimya’nın Ar-Ge merkezinde geliştirilen Nuevo, çevre ve yüzey dezenfektanları, el dezenfektanları, hayvan ve barınak dezenfektanlarından oluşan geniş bir ürün yelpazesine sahip. Hastane, ameliyathane ve ambulans gibi, dezenfeksiyonu hayati önem taşıyan özel alanlarda sıklıkla tercih edilen Nuevo, koronavirüs ailesi, ebola, mers, influenza ve sars gibi birçok salgın hastalığın yayılımını önlemekte kullanılıyor.

 Covid-19 salgını, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de dezenfektan kullanımını artırdı. Alkolsüz ve klorsuz formülüyle dezenfeksiyon işleminde yüksek oranda biyogüvenlik sağlayan Nuevo, alkol içeren ürünlere kıyasla daha güvenilir, hızlı ve etkin olması sebebiyle dikkat çekiyor.  MGS Kimya güvencesiyle ithal edilen ünlü İngiliz markasının Türkiye’deki satışlarına Haziran ayında başlandı. Pegastril Nuevo ismiyle sitesinden online satılan ürünler, çevre ve yüzey dezenfektanları, el dezenfektanları, hayvan ve barınak dezenfektanlarından oluşuyor.

Ölümcül hastalığa neden olan 48 zararlı bakterinin, 4 çeşit mantar, küf ve mayanın, koronavirüs ailesi başta olmak üzere 12 tip virüsün yok edilmesinde %99,9 oranda etkili olan Nuevo, su bazlı olması sebebiyle çevre dostu bir ürün. Antibakteriyel ve antialerjik Nuevo, sık kullanıma karşı da oldukça güvenli. Avrupa Biyosit Direktifi düzenlemelerine uygun olarak formüle edilen Nuevo, hayvansal ürün, VOC, peroksijen, zararlı kimyasallar, FDA kodlu yasaklı antibakteriyel maddeler de içermiyor. Formülündeki özel bileşimler sebebiyle hastane, ameliyathane, klinik ve ambulans gibi sıfır toleransa sahip özel alanlarda tercih edilen Pegastril Nuevo, su bazlı olması sebebiyle sık kullanımda dahi insan sağlığını tehdit etmiyor.

Casual stilin vazgeçilmezi denimler

Erkek giyiminin vazgeçilmezi denim pantolonlar, bu sezonda da şıklığı ve rahatlığı bir arada yaşamak isteyen erkeklerin ilk tercihi oluyor. Giovane Gentile denim pantolonlar, modern kesimleri ve vücudu saran rahat hatları ile beğeni kazanırken, sürdürülebilir kumaş yıkama teknolojisi sayesinde ekolojik dengeye de katkıda bulunuyor.

Casual stilin vazgeçilmezi olan denim pantolon modelleri, erkeklerin karizmatik stilinde önemli bir rol üstleniyor. Her sezonda farklı renk ve modelleri ile göz dolduran Giovane Gentile denim pantolonlar, özel penye ipliklerle dokunmuş kumaşları ve yumuşacık dokusu ile konforlu bir kullanım deneyimi sunuyor. Bedeni zarifçe saran Giovane Gentile denim modeller; ideal bel düzeyi, hareketi kısıtlamayan slim-fit kalıpları ile erkelerin gün içerisinde kendilerini daha özgür hissetmelerine yardımcı oluyor.

Sürdürülebilir yıkama teknolojisi ile yüzde 70 daha az kimyasal

Geliştirdiği ürünlerle sürdürülebilir dünyaya katkı sağlamayı hedefleyen Giovane Gentile, denim koleksiyonunda ozon yıkama teknolojisini kullanıyor. Giovane Gentile, denim üretiminde ozonla ağartma işlemi ve yüzde 70 daha az kimyasal kullanımıyla çevreye duyarlı olmanın yanı sıra üretimde işçi sağlığını da koruyarak standartlara meydan okuyor.

Galataport İstanbul’da Knauf güvencesi

 Tarihi Yarımada’nın bir uzantısı olarak hayata geçirilen dünya çapındaki Galataport İstanbul’da, sektörde en yüksek ürün kalitesi, geniş ürün gamı ve kapsamlı teknik danışmanlık ve hizmetleriyle bilinen Knauf’un ürün ve sistemleri tercih edildi. Projenin yüksek ses değerlerinde ses yalıtımı için fiber alçı teknolojisiyle üretilen selüloz katkılı Vidipan® ve Knauf kuru duvar sistemlerinde 80 dB’e kadar ses yalıtımı sağlayan Silentboard kullanılırken, darbe dayanımı tüm alanlarda ise yüksek yüzey sertliği ve yük taşıma kapasitesine sahip üstün performanslı Diamant® tercih edildi.

İstanbul’un tarihi dokusu içinde liman terminali, perakende, yeme-içme ve ofis alanlarıyla yerli-yabancı turistler ve İstanbullular için yepyeni bir yaşam alanı sunacak olan Galataport İstanbul projesinde, Knauf’un ürün ve sistemleri tercih edildi. Ses yalıtımı ve akustik performans alanında “Yılın Ses Yalıtım Ürünü” ve “Gümüş Çekül”, yangın yalıtımı alanında kazandığı “Yılın Yangın Yalıtımı Ürünü” gibi ödüllerle Türkiye pazarındaki yerini tescilleyen Knauf, büyük bir projeye daha imzasını atıyor.

Sessizliğin ve dayanıklılığın mükemmel birleşimi

Boğazın eşsiz manzarası eşliğindeki ofislerin yer aldığı Galataport İstanbul’da kuru duvar sistemlerinde 80 dB’e kadar ses yalıtımı sağlayan ve hızlı uygulanabilme özelliğine sahip Silentboard kullanılıyor. Öte yandan yüksek değerlerde ses yalıtımı için fiber alçı teknolojisiyle üretilen selüloz katkılı Vidipan® ile yalıtımı güçlenen Galataport İstanbul’un  darbe dayanımı gerektiren tüm alanları da dayanıklı hale getiriliyor. Yüksek yüzey sertliği ve yük taşıma kapasitesine sahip Diamant®’ın kullanıldığı Galataport İstanbul, İstanbulluların ve yerli-yabancı turistlerin güvenle ziyaret edebilecekleri ve çalışabilecekleri bir destinasyon halini alıyor.

Yangına dayanımda ileri teknoloji

Knauf pasif yangın koruma konusundaki global tecrübe ve çözümleriyle projeyi yangına karşı donanımlı hale getirmeyi de ihmal etmiyor. Yangına dayanım süresi ve yoğunluğu arttırılmış, cam elyaf katkılı FRDF Alçıpan® ile 10 cm kalınlığında ince duvarlarda bile 120 dakikaya kadar yangın dayanımı sağlanabiliyor.   

Interporto Padova dijitalleşmeyi ve yeşil yaklaşımı benimsiyor
Panasonic’in dayanıklı teknolojisi, Interporto Padova’nın dijitalleşme sürecini destekleyerek üretkenliğin, verimliliğin ve sürdürülebilir lojistiğin artmasını sağlıyor.
Lojistik altyapı, tedarik, geliştirme ve yönetim alanlarının ve intermodal taşımacılık platformunun ulusal lideri Interporto Padova, toplam 2 milyon m2 alanının 1.100.000 milyon m2‘sinde her yıl 310.000 konteynere ve 6.000’den fazla trene ev sahipliği yapıyor.
1973’te kurulan Interporto, İtalya’nın ve Avrupa’nın kuzeydoğusu için önemli kara yolu, demiryolu ve liman iletişim noktalarında bulunan Interporto’da her gün yaklaşık 20 yük treni kalkıyor ve İtalya ve Avrupa’nın en önemli  limanları arasındaki bağlantıyı oluşturuyor.
Interporto, özellikle son 50-100 km arasının çok önemli olduğu uzun mesafelerde kara yolu yerine demiryolu kullanımını teşvik ederek intermodal trafiğin gelişmesini hedefliyor. Interporto, kullandığı modeli Rotterdam veya Hamburg gibi yük trafiğinin ağırlıklı olarak demiryolu ve denizyolu üzerinden gerçekleştirildiği kuzey Avrupa’daki büyük limanlardan aldı. Interporto Padova, bu model sayesinde inovasyonu, altyapıyı, teknolojiyi ve hizmetleri kurumsal stratejisinin merkezine alarak yeşil hareketin öncü oyuncularından biri haline geldi.
Interporto Padova BT Yöneticisi Cristiano Ruffini, konuyla ilgili şunları söylüyor: “İnovatif BT araçları, Interporto bünyesindeki operasyonları iyileştirmek için çok önemliydi. Yapısı gereği intermodal taşıma içerisinde düzgün ve etkili bir şekilde koordine edilmesi gereken birçok alan bulunuyor. Teknoloji de tam olarak burada devreye giriyor. Teknoloji olmadan ikilemlerle ve büyük bürokratik karmaşıklıklarla karşı karşıya kalacak, ulaştırmayı verimli hale getirecek tüm çalışmalarımızı tehlikeye sokacaktık.”
Interporto, yakın zamanda kendisini son 50-100 km arasından sorumlu giriş ve çıkış araçlarını anında yönlendirebilen otomatik kapılardan başlayarak son teknoloji çözümlerle donattı. Böylece maliyetlerini ve kirli gaz salımını büyük ölçüde azalttı.
Sürücüler, Interporto’ya vardıklarında üzerindeki kamerayla aracın plakasını, araç üzerindeki birim sayısını ve üzerinde bulunan tehlikeli maddeleri tanıyan portallardan geçiş yapıyor. Interporto çalışanları, bu bilgiler sayesinde aracın gerçekleştirmesi gereken operasyonları doğrulayabiliyor. Basit işlemler self-servis kiosklardan yapıldıktan sonra karayolu araçları, yükleme ve boşaltma makinalarının hizmet verdiği terminal alanına doğru yol alıyor ve otomatik kapılardan çıkış yapıyor.
Interporto Padova, operasyonları gerçek zamanlı görüntüleme ve yönetme imkanının yanı sıra sahadaki, yükleme ve boşaltma makinalarındaki çalışanlarının imkanlarını artırabilmek için profesyonel dayanıklı mobil cihazları kullanmaya başladı. Son iki yıldır terminal ekipmanları arasında yer alan tamamen dayanıklı TOUGHBOOK G1 tabletleri, özel yazılımı sayesinde iş operasyonlarının sorunsuz bir şekilde devam etmesini sağlıyor.
Windows 10 işletim sistemine sahip 10.1” tamamen dayanıklı bir tablet olan Panasonic TOUGHBOOK, yüksek performans ve uzun batarya ömrü (11 saate kadar) sunuyor. Sahada çalışanlar için ideal olan bu cihaz, 10 parmak algılayabilen ekranı, IP55 sertifikalı su geçirmez dijitalleştirici kalemi ve esnek girişleriyle sahadayken belgeleri ve fotoğrafları HD olarak görüntüleyebiliyor. Ayrıca bağlantı seçenekleri sayesinde çalışanların verimli bir bağlantıya sahip olmasını sağlıyor. Esnek giriş yapılandırma imkanı, kurumsal kullanıcıların ihtiyaç duydukları geleneksel girişleri dirençli, tamamen dayanıklı ve hafif bir cihazda sunuyor.
MIL-STD 810G ve IP65 sertifikaları sayesinde en zorlu koşullara dayanacak şekilde tasarlanan ve test edilen TOUGHBOOK G1, geniş aksesuar seçenekleriyle hem elde taşınabiliyor hem de araca monte edilebiliyor. Bu sayede her ortamda kullanılabiliyor. Interporto Padova çalışanları da tabletleri günün her saati raylarda yağmur, kar veya güneş altında kullanıyor. G1’in operatörlere gönderilen ve operatörlerden alınan bilgi akışı, LTE bağlantısı sayesinde kaldıraçlar ve konteynerler gibi metal yapıların içinde bile kesintiye uğramıyor. Tablet aynı zamanda konteyner doldurma ve boşaltma cihazlarının kokpitinde de kullanılıyor. Böylece operasyonla ilgili bilgiler, zorlu sıcaklıklarda ve titreşim gerçekleştiği zamanlarda bile gerçek zamanlı olarak sürücülere aktarılıyor.
Ruffini, sözlerine şu şekilde devam ediyor: “Profesyonel cihazları kullanarak bugüne kadar kağıt ve kalemle yürütülen birçok operasyonun dijitalleşmesini sağladık. Verimlilik, güvenilirlik, veri akışı ve tüketilebilir materyallerden tasarruf edilmesi anlamında önemli bir adım attık.”
Panasonic Kurumsal Mobil Çözümler İtalya Bölge Pazarlama Yöneticisi Federico Alessandro Padovani de “Interporto Padova, saha çalışmaları için gerekli tüm dayanıklılık özelliklerine sahip profesyonel araçlarla üretkenliğini ve verimliliğini artırıyor. Interporto Padova’nınki gibi bir altyapıdaki dijitalleştirme sürecinin bir parçası olmaktan mutluluk duyuyoruz. Kendimizi taşıma ve lojistik sektörünü daha yeşil ve dolayısıyla daha sürdürülebilir yapmaya adıyoruz” dedi.

İDLİB’TE BRİKET EV PROJESİ

Suriye’deki savaş her geçen gün kardeşlerimiz üzerinde derin yaralar açarken, İnsan Vakfı savaş mağduru mazlumlar için gıda ve barınma yardımlarını sürdürüyor. Bombalı saldırıları nedeniyle Türkiye sınırındaki kırsala göç etmek zorunda kalan aileler, yağmur ve çamur içerisindeki alanlarda yaşam mücadelesi veriyor. Yanına aldıkları malzemelerle tarla ve bahçelere kurdukları derme-çatma barakalara yerleşen Suriyeli aileler, temel ihtiyaç malzemelerine dahi ulaşamıyor.

Briket Ev, Sıcacık Yuva Olacak

Kuzey Suriye’deki çetin kış şartları ve büyüyen insani kriz nedeniyle büyük bir yardım seferberliği başlatan, İnsan Vakfı “Suriye Yaşam Projesi” ile gıda ve barınma yardımlarını sürdürüyor.

Hayırseverlerin destekleriyle soğuk hava ve çamur içerisindeki kamplarda hayatta kalma mücadelesi veren İdlibli mazlum aileler için kalıcı eser olarak briket ev inşa eden, İnsan Vakfı, ‘İdlib’e Acil Yaşam Evleri” diyerek savaş mağduru sivillerin soğuk hava, yağmur ve çamurdan korunarak yaşamasını sağlıyor.

Briket Ev Projesi 24 m2 alan üzerinde briketlerde 1+1 ev olarak yapılacaktır. 3000 TL ile inşa edilen ve Suriyeli kardeşlerimize hayat olan briket ev projesini isterseniz tek başınıza karşılayabilir, arkadaş ya da akrabalarınızla bir araya gelerek inşa edebilir veya gücünüzün yettiği miktarda bağışta bulunabilirsiniz

Briket Evler İnşa Ediliyor, Aileler Yerleşiyor

Hayırseverlerin duyarlılığı ve destekleriyle savaş mağduru Suriyeli kardeşlerimiz için “Suriye’ye Acil Barınma Evleri” kapsamında briket evler inşa edilecek.

Soğuk havalara rağmen açıkta kalmak pahasına ölümden kaçarak İdlib’de ki evlerini terk eden aileler için inşa edilen briket evler sıcak yuva sundu. İlk etapta 100 ailenin kalacağı briket evlerin inşasına başlanacak.

KORONAVİRÜS KAHRAMANLARI SOMALİ’YE DE HAYAT OLUYOR

İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde vatandaşlar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadelede özveriyle çalışan sağlık personeline teşekkür için evlerinin balkonlarından alkış tutmuş destek vermişti.

Dünyayı kasıp kavuran salgın hastalık belasıyla en ön safta mücadele eden sağlık çalışanlarını hayırseverler de unutmadı.

Geçtiğimiz aylarda Afrika’da açılmak üzere planlanan su kuyusu projesi çerçevesinde fedakar ve cefakar sağlık çalışanları adına elde edilen bağışlar su kuyusu açılması için Deniz Feneri’ne bağışlandı.

Afyon ve Antalya’daki bağışçıların yoğun ilgi gösterdiği su kuyusu bağışına çok sayıda kişi destek verdi.

İhtiyaç sahibi halkın temiz suya erişimini sağlamak için Somali’de “T.C Sağlık Çalışanları Hayratı” adıyla açılan su kuyusunun yeri Hansholey, Karan, Mogadişu’da olup, kuyudan 1.500 ailenin su ihtiyacını karşılaması bekleniyor

Kuyu projelerine devam edeceklerini belirten Deniz Feneri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Coşkun Yıldız yaptığı açıklamada;

“Afrika’da yaşayan insanlar için sondaj sistemli su kuyuları açıyoruz. İbadethaneler, hastane ve okulların yakınında bulunan bu kuyular yaklaşık 10 bin kişinin su ihtiyacını karşılayacak.

Kuyulardan elde ettiğimiz su, yaptığımız analiz sonuçlarına göre içilebilir kalitede. Uzun yıllar hizmet verecek olan bu kuyular sayesinde kirli sulara bağlı ortaya çıkan hastaların da önüne geçmiş olacağız.” ifadesinde bulundu”.

Türkiye’de en ön saflarda koronavirüs belasıyla mücadele eden sağlık çalışanlarına dualar edilerek yapılan açılışta ihtiyaç sahibi yerel halkın mutluluğu gözlerinden okundu.

SAN DECO İLE BOYA ARTIK RENKTEN ÇOK DAHA FAZLASI

Yarım asırlık tecrübesiyle dekoratif boya alanında uzmanlaşan San Deco, geliştirdiği inovatif ürünlerle boyaya estetiğin yanı sıra fonksiyonel bir nitelik kazandırıyor. San Deco, kara tahta boyasından şeffaf yazı tahtası boyasına, magnet özellikli boyalardan projeksiyon boyasına kadar çeşitlenen fonksiyonel ürün gamıyla boyayı yaşamın her alanında vazgeçilmez kılıyor.

Üstün teknolojik alt yapısı, yürüttüğü Ar-Ge çalışmaları, tasarım vizyonu, inovatif ürün gamı ve yenilikçi koleksiyonları ile boya sektörüne yön veren San Deco, duvarlara renk katmanın ötesine geçerek günlük yaşamın içindeki farklı ihtiyaçlara cevap veren fonksiyonel ürünleri tüketicilerin beğenisine sunuyor.

Boyayı estetik görünümüne kazandırdığı işlevsel yaklaşımla yaşamın her alanına taşıyan San Deco; kara tahta etkisini boya formunda duvarlarla buluşturan San Deco Chalkboard, şeffaf yazı tahtası boyası San Deco Writewall ve San Deco Magicis, manyetik tutma özelliği ile duvarlara çekim gücü kazandıran San Deco Magnetic ve projeksiyon boyası San Deco Projector ile  fonksiyonel boya ürün gamını genişletiyor.

Çok fonksiyonlu ve eğlenceli ürünlerle boyanın zihinlerdeki konvansiyonel imajını silen San Deco, konut, eğitim, ofis ve restoran gibi farklı fonksiyonlardaki mekanlar için sunduğu tasarım odaklı çözümlerle boyanın renkten çok daha fazlasına sahip olabileceğini gösteriyor.

Hem Modern, Hem de Nostaljik: San Deco “Chalkboard”

San Deco, Chalkboard koleksiyonu ile, Z kuşağının belki yetişemediği, X ve Y kuşaklarının ise çocukluklarından kalma bir anı olarak hatırladıkları kara tahtaları siyah renginin yanında, alternatif 4 farklı renk seçeneğiyle evlere ve ofislere taşıyor, üstelik boya formunda! Su bazlı yapısı ve kolay uygulamasıyla çocuk odalarından mutfaklara, ofislerden toplantı odalarına oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olan San Deco Chalkboard eski alışkanlıkları teknolojiyle yeniden yorumluyor.

Karşı Konulamaz Çekim Gücü: San Deco Magnetic

Artık buzdolaplarına daha fazla yüklenmeye gerek yok! San Deco Magnetic ile tüm magnetlerinizi ve unutulmaz seyahat anılarınızı duvarlarınıza asabilirsiniz. Su bazlı yapısı ve mıknatısları tutma özelliği ile duvarlara karşı konulamaz bir çekim gücü kazandıran San Deco Magnetic boya ile yaşam alanlarınızın dekorasyonuna sürprizli dokunuşlar yapabilirsiniz.

İçinizde Kalacağına Duvarlarınızda Yazsın: San Deco Writewall – San Deco Magicis

İçinizden duvarlarınıza yazı yazmak geliyor ve kendinizi tutuyor musunuz? Ya da duvarlara resim çizmek isteyen çocuklarınızı engellemek için büyük bir çaba harcıyor olabilirsiniz. San Deco Writewall ve San Deco Magicis ürünleriyle istediğiniz her yüzeyde hiçbir endişe taşımadan hayal gücünüzü yansıtabilirsiniz. San Deco Writewall beyaz, mavi, pembe, inci krem renk seçenekleriyle, San Deco Magicis ise şeffaf yapısı ile uygulandığı yüzeylere marker kalemlerle yazılıp silinebilirlik özelliği kazandırıyor.

San Deco Projector ile Projeksiyon Perdelerine Son!

Toplantı odaları, konferans salonları, sınıflar, amfiler ve sunum ihtiyacı olan diğer tüm alanlarda kullanılan projeksiyon perdelerinin devri artık bitmiş olabilir. San Deco Boya, Ar-Ge çalışmaları sonucunda geliştirdiği projeksiyon boyası San Deco Projector ile perdeye güçlü bir alternatif sunuyor.

Su bazlı ve tam mat görünümlü fonksiyonel bir iç cephe boyası olan San Deco Projector, ışığın bir kısmını içine hapseden formülüyle kullanıldığı alanlarda perdeye kıyasla daha yüksek kalitede görüntü sağlıyor. Projeksiyon perdesinden %30 oranında daha üstün görüntü performansı sunan San Deco Projector, uzun süreli sunum, video ve film gösterimlerinde gözde oluşan yorgunluk hissinin de önüne geçiyor. Yüzey boyası niteliğiyle yer kaplamadığı için daha geniş mekan kullanımına imkan tanıyan Projector, uygulama kolaylığı ile ev, okul ve işyeri gibi alanlarda kısa sürede duvar yüzeyine uygulanarak, birkaç saat içerisinde kullanıma hazır hale getirilebiliyor.

İMİB Doğal Taş Söyleşileri Başladı!

Türk doğal taşını mimariye nasıl daha efektif entegre edebiliriz?

İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB), Türkiye’nin zenginliği olan 650 renk ve desendeki mermerin, 150’i aşkın çeşitlikteki doğal taşın mimaride ve sanatsal çalışmalarda daha fazla kullanılması için tanıtım kanallarını çeşitlendirmeye devam ediyor. Bu amaçla tasarlanan “İMİB Doğal Taş Söyleşileri”nin ilki Mayıs’ta İMİB organizatörlüğünde Arkitera Mimarlık Merkezi tarafından düzenlendi. Tasarımcı, küratör, tarihçi ve mimarlık eleştirmeni Gökhan Karakuş  moderatörlüğünde düzenlenen söyleşinin ilk konukları ise Artı3 Mimarlık kurucuları Ülkü İnceköse ve Uğur Yıldırım oldu.

Türk doğal taşının varlıksal ve ekonomik değerini, tasarımsal ve sanatsal zenginliğini ülkemize ve tüm dünyaya tanıtan çalışmalara imza atan İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) yeni projesi “İMİB Doğal Taş Söyleşileri”ni online ortamda başlattı. İlki küratör Gökhan Karakuş moderatörlüğünde ve mimar Ülkü İnceköse ile mimar Uğur Yıldırım’ın katılımıyla gerçekleşen söyleşide doğal taş kullanımının öne çıktığı mimari yapılar ele alındı.

Mimarların, iç mimarların büyük ilgi gösterdiği söyleşi, Arkitera Mimarlık Merkezi’nin YouTube ile Facebook hesaplarında canlı olarak yayımlandı. Gökhan Karakuş, sohbetin başında doğal taş türleri, atölye imkânları, güncel teknolojik bilgiler ve taşın işlenmesi konusunda teknik detaylar aktardı.

Söyleşide Artı3 Mimarlık tarafından İzmir’de tasarlanan “Arkas Sanat/Urla” çalışması incelendi ve hangi mermerin nasıl kullanıldığı konusunda bilgi verildi. Mermerin doğal yapısının korunarak çevreyle ve yapıyla etkileşiminin irdelendiği söyleşide, “Arkas Sanat/Urla”da doğal taş kullanımına dair mimarların aldığı kararlar, bu kararların tasarıma nasıl yansıdığı, uygulama esnasında nelere dikkat edildiği, doğal taşın tasarıma katkıları Ülkü İnceköse ve Uğur Yıldırım tarafından aktarıldı ve katılımcılardan gelen sorulara yanıt verildi. “İMİB Doğal Taş Söyleşileri” küratör Gökhan Karakuş moderatörlüğünde aylık periyotlarda düzenlenmeye devam edecek.

GEN Koleji, tüm sağlık çalışanlarına %50 burs desteği veriyor.

Google okulu GEN Gelecek Nesiller Koleji Genel Müdürü Erol Boy, küresel Covid-19 salgınından hayatlarını ortaya koyarak üstün bir gayretle çalışan tüm sağlık çalışanlarının çocuklarının eğitimlerine destek olmak için %50 burs vereceklerini açıkladı. Sağlık çalışanlarına özel verilen destek bursu, Ataşehir ve Bakırköy kampüslerinde Anaokulu, İlkokul, Ortaokul ve Anadolu Lisesi olmak üzere tüm sınıfların 2020-2021 eğitim öğretim yılı kayıtlarında geçerli olacak.

GEN Koleji Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Erol Boy, sağlık çalışanları için hazırladıkları %50 destek bursuyla ilgili “Hepimizin oldukça zorlandığı karantina sürecinde en zor ve tehlikeli şartlara sağlık çalışanlarımız göğüs gerdiler. Günü geldi kendi hayatlarını hiçe saydılar, günü geldi haftalarca evlatlarını, ailelerini görmediler. Yine de yılmadan hayatlarımızı kurtarmak ve bu virüse çare bulmak için canla başla çalıştılar. GEN Koleji olarak, sadece sağlıkçılarımıza özel düzenlediğimiz bu burs programıyla, elimizden gelen tüm imkanlarımızı seferber ederek doktorundan hemşiresine, hasta bakıcısından mevcut tüm personele kadar sağlık çalışanlarımıza teşekkür etmek istedik. Çocuklarımızın en iyi imkanlarla geleceğe daha hazır ve daha donanımlı bireyler olarak yetişmeleri için tüm bilgi, beceri ve imkanlarımızı evlatlarımızın eğitimine sunmaya her zaman hazırız.” dedi.

“Yeni Normalde Kişiselleştirilmiş ve Karma Eğitim Modelini Uygulayacağız.”

Korona sürecinde edinilen deneyimlerin tüm dünyada örgün eğitimin Karma Eğitim (Blended Learning) modelinde olması gerekliliğini gündeme getirdiğini ifade eden Erol Boy, sözlerine şöyle devam etti. “Karma eğitim, fiziksel olarak okuldaki eğitimle beraber dijital eğitimin eş güdümlü ilerlemesini ifade ediyor. Okul yöneticileri, öğretmenler, öğrenciler ve velilerle olmak üzere hep beraber canlı ders, online sınav, interaktif dijital içeriklerden oluşan e-eğitimi deneyimlemiş ve e-eğitim hakkında fikir edinmiş olduk. Her alanda olduğu gibi uzaktan eğitimde de iyi planlanmış bir program, interaktif içerik ve sanal ortam koşullarına uygun eğitim metotlarını kullanarak etkin öğrenmenin gerçekleştiğine tanıklık ettik. Dolayısıyla, karma eğitim bundan sonraki süreç için kesinlikle GEN Koleji’nin eğitim modelinde olacak.

Ayrıca her alanda olduğu gibi eğitimde de “Kişiselleştirme’’ öne çıkıyor. Nasıl ki, Twitter ile kendi gazetemizi oluşturuyor; Youtube, Netflix, gibi içerik sağlayıcılarla kendi televizyonumuzu yaratıyorsak, okullar da öğrencilerine kişiselleştirilmiş eğitimler sunacak. GEN Koleji’nde kullandığımız Öğrenme Yönetim Sistemi (LMS – Learning Management System), ölçme değerlendirme araçları, bireyselleştirilmiş çalışmalar ve çözüm ortaklığı yaptığımız eğitim kurumları ve içerik sağlayıcılarla bunu gerçekleştiriyoruz.

“Çocuklar, Ters Yüz Edilmiş Sınıflarda Eğitim Alacaklar.”

Tüm bunlara dayanarak dünya ayrıca “Flipped Classroom” uygulamasını tartışıyor. Flipped Classroom, yani Ters Yüz Edilmiş Sınıf şunu ifade ediyor. Bugüne kadar bilgiye sınıfta ulaştık, öğretmenlerimizden dinledik öğrendik. Evde ise ödevler yaptık, uygulamalar gerçekleştirdik. Oysa bilgiye erişimin, parmağımızın ucu kadar yakın ve kolay olduğu bir süreçte bunun tam tersi yapılmalı ve öğretmen merkezli eğitimden öğrenci merkezli eğitime geçilmeli. GEN Koleji’nde şu anda kullandığımız teknolojiyle bu yönde çalışmalarımızı başlattık.

Ters Yüz Edilmiş Sınıfta, öğrencilerimiz dijital ortamda sunulan içeriklerle konuyu öğrenecekler. Ve hatta kendi öğrenme hızlarına, öğrenme stil ve becerilerine göre dijital içerikleri ve programları kullanarak kendi eğitim süreçlerini çok daha kolay ve keyifli hale getirecekler. Dolayısıyla, öğrenciler evlerinde konuyu öğrenecek ve okula geldiklerinde öğretmenleriyle beraber sınıfta uygulamalar yapacaklar, konuyu okulda tartışacaklar, yeni projeler üretecekler, yapamadıkları yerlerde öğretmenlerine danışacaklar. Böylelikle 21.yüzyıl becerilerinin en önemlilerinden olan ‘’Öğrenmeyi Öğrenme’’ becerisi kazanmış olacaklar.”

Tüm sağlık çalışanları, GEN Koleji’nin 2020-2021 eğitim-öğretim yılı “Gelecek Nesil Eğitim Modeli” yer almak için sunulan %50 burs desteğinden faydalanabilir. Bilgi almak için GEN Koleji’nin Ataşehir ve Bakırköy kampüslerinden veya https://bilgi.gen.k12.tr formundan iletişimde bulunabilirler.

UTİB  “Ortak Akıl-Fikir” buluşmalarından girişimcilere rehber olacak öneriler çıktı

Doğalı ve gelenekseli Ar-Ge ile birleştiren kazanır

Yeni dönemde büyümek için işbirliği şart

Emek yoğun şirketlerin ilacı kooperatifçilik

Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği’nin (UTİB) Uluslararası boyuttaki girişimcilik yarışması “Techxtile Start-Up Challenge” öncesi gerçekleştirilen online toplantıda pandemi sonrası tekstil sektörünü bekleyen gelişmeler ve sektörün beklentileri masaya yatırıldı. Toplantıya katılan konunun uzmanları, yeni dönemde büyümenin en büyük koşullunun “İşbirliği” olduğuna dikkat çekerken, pandeminin kooperatifçilik kavramını yeniden gündeme getirdiği ifade edildi.

“Techxtile Start-Up Challenge Akıl-Fikir Buluşmaları” adıyla Zoom uygulaması üzerinden “online” olarak düzenlenen toplantı 100’ü aşkın Ar-Ge şirketi yöneticisi, çalışanı, girişimci ve iş insanı tarafından takip edildi. Moderatörlüğünü Ventures & Mentors League CEO’su ve Techxtile Start-Up Challenge Proje Koordinatörü Ufuk Batum’un üstlendiği toplantıya UTİB Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin’in yanı sıra İstanbul Teknik Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Tekstil Teknolojisi ve Tasarımı Birimi öğretim üyesi Ali Kılıç ile Açık İnovasyon Derneği Başkanı Murat Küçükgirgin “Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri” konularında görüş ve tecrübelerini paylaştı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan UTİB Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, pandemi sürecine rağmen sektörün gelişimi için çalışmaya devam ettiklerini söyledi. “Akıl-Fikir Buluşmaları” toplantılarını daha önce şubat ayında geniş katılımlı olarak gerçekleştirdiklerini hatırlatan Engin, salgın nedeniyle toplantılara online olarak devam ettiklerini kaydetti. Ülke olarak enteresan bir dönemden geçildiğini vurgulayan Engin, “Çok büyük değişimler yaşıyoruz. Ancak bu değişimlere de çok çabuk adapte oluyoruz. Örneğin böyle online toplantıları daha önce belki düşünemezdik, ama günümüzde rutin haline geldi” dedi. Yaşanan pandemi sürecine rağmen geleceğe iyimser baktığını dile getiren Engin, “Girişimciliğin ruhunda da bu var. Şu süreçte bir yandan mevcut krizi yönetmeye çalışıyoruz, bir yandan da önümüzdeki dönemde iş yapmanın yollarını arıyoruz.  Krizler her zaman inovasyonun körükleyicisi olmuştur. Ben bu süreçte farklı girişimcilerin çıkacağına inanıyorum” diye konuştu.

Tekstil sektörü Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri sayısında üst sıralarda

Tekstil sektörünün son dönemlerde Ar-Ge ve tasarıma büyük önem verdiğini dile getiren toplantının moderatörü Ufuk Batum, sektörel bazda en çok Ar-Ge merkezine sahip yedinci sektör olmasının bu önemi ortaya koyduğunu vurguladı. Batum, tekstilin merkezi Bursa’nın ise Türkiye’nin en fazla Ar-Ge Merkezi olan ikinci, en fazla Tasarım Merkezi olan dördüncü ili olmasının kentte tasarım, Ar-Ge ve inovasyona verilen değeri gösterdiğini bildirdi. Yaşanan pandemi sürecinde firmaların kısa bir bocalama döneminin ardından yeni çıkış yolları aramaya başladığını dile getiren Batum, “Hızlıca maskeden tutun da ventilatör ve diğer sektörlere yönelik çalışmalar yapıldı. Büyük kurumlar bir araya geldi, “start-up”lar yapıldı ve müthiş işler ortaya çıktı” dedi. Batum, Türkiye’de patent konusunda bir istek bulunduğunu, patent alınan ürünlerin sayısının her geçen gün arttığını söyledi.

“Çin güven kaybetti, Türkiye kaybettiği pazarları geri alabilir”

“Sürdürülebilirlik ve Medikal Tekstil Ürünleri” konulu bir sunum yapan İstanbul Teknik Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Tekstil Teknolojisi ve Tasarımı Birimi Öğretim Üyesi Ali Kılıç, Covid-19 sonrası her sektörde olduğu gibi tekstilde de sürdürebilirlik konusunun ön plana çıkmaya başladığını söyledi. “Sürdürülebilirliği matematiksel hesaplarla ele alabiliyoruz” diyen Kılıç, Çin’in koronavirüs salgını nedeniyle yaşadığı güven kaybından faydalanarak, yeni pazarlar bulunabileceğini belirtti. Tekstil sektörünün yeni pazarlara ulaşmak için, “Bizim tişörtlerimiz, pantolonlarımız en temiz şartlarda üretildi” mottosuyla hareket edebileceğinin altını çizen Kılıç, şunları söyledi: “Çin, kötü işler yaptı ve dünyanın tepkisini çekti. Çin’e karşı tekstil sektörünün bunu kullanması lazım. 2. ve 3. dalga salgınlardan bahsediliyor, bu sürecin en az 2 yıl daha süreceği söyleniyor. Bu süreçte, ‘temiz üretim yapıyoruz, ürünlerimizi temiz bir şekilde paketliyoruz’ demeliyiz. Bu şekilde Çin’in bizden aldığı pazarı geri alabiliriz. Ben şahsen bu stratejiyi çok önemsiyorum.”

“Yeni Kooperatifçilik anlayışı zordaki küçük işletmeleri kurtarabilir”

Açık İnovasyon Derneği Başkanı Murat Küçükgirgin ise, yeni dönemde işbirliğinin büyümenin ön koşullarından biri olduğunu belirtti. Firmalar arası işbirliğinin ülke ekonomilerini de olumlu etkilediğine işaret eden Küçükgirgin, buna en iyi örneğin Güney Kore ile Finlandiya olduğunu anlattı. Yerel ürünlerin dış ticaret ve ihracat için çok önemli olduğunu da söyleyen Küçükgirgin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben İzmir Bergamalıyım ve çocukluğumda Bergama pamuğunun dünyanın en iyi pamuğu olduğu anlatılırdı. Ancak 15 yıldır ben Bergama’da pamuk eken görmedim. Yerel üretime önem vermeliyiz. Hatta özellikle bunu ticaretin daraldığı günümüzde ‘buz kırıcı’ olarak kullanabiliriz. Doğallık ve gelenekselliği Ar-Ge ile birleştirip bunu daha kolay satabilirsiniz. Yeni kooperatifçilik hareketi de çok önemli bir konu. Türkiye’de emek yoğun sektörde faaliyet gösteren bazı şirketler batma tehlikesi ile karşı karşıya. Yeni kooperatifçilik anlayışı ile bu şirketler kurtarılabilir. Avrupa’da bu konuda çok başarılı çalışmalar var.”

Bursa Eczacılar Kooperatifi’nin (BEK) Türkiye için çok önemli bir örnek olduğunu anlatan Küçükgirgin, BEK’in Ar-Ge merkezi sayesinde şeker hastaları için insülin ve pek çok alanda üretim yaptığını sözlerine ekledi.

Hyundai Assan’ın Şimdi Al 2021’de Öde Kampanyası Başladı.

  • Hyundai Assan, yeni bir otomobil satın alacaklara üstün avantajlar sunmaya devam ediyor.
  • Tüketicilere sunulan “Şimdi Al, 2021’de Öde fırsatı”, tüm modellerde geçerli.
  • Ayrıca, Elantra, KONA ve Tucson modelinde 2.000 TL’ye varan Hyundai Kasko indirimi de var.

Hyundai Assan, Nisan ayında ağırlık vermeye başladığı özel satış kampanyalarına bir yenisini daha ekleyerek özellikle sıfır kilometre bir araç satın almak isteyen müşterilere ekstra avantajlar sunmaya devam ediyor. Özellikle, normalleşme sürecinin başlamasıyla birlikte otomotiv sektöründe de talep ve showroom trafiği günden güne artmaya başladı. Hyundai Assan da bu talep doğrultusunda tüketicilere ödeme açısından da kolaylık sunuyor. Ayrıca, “Şimdi Al, 2021’de Ödemeye Başla” seçeneği de marka tarafından uygulanan bir diğer hizmet. İstediği Hyundai modelini satın almak isteyen tüketiciler, araçlarını hemen teslim alırken kredi ödemelerine 6 ay sonra başlayacaklar.

Hyundai Assan, sunduğu düşük faiz imkanıyla da dikkat çekiyor. A segmentindeki Yeni i10’dan C-SUV sınıfının popüler modeli Tucson’a kadar tüm modellerinde geçerli, aylık yüzde 0,95 kredi seçeneği sunuluyor. Ayrıca, Elantra, KONA ve Tucson modelinde 2.000 TL’ye varan Hyundai Kasko indirimi de kampanyanın bir diğer avantajı. Bununla beraber, Tucson modelinde ise (belirli versiyonlarda) 6.700 TL’ye varan takas desteği bulunuyor.

Hyundai Assan Genel Müdürü Murat Berkel, kampanyayla ilgili; “Hyundai Assan olarak müşterilerimizin beklemeden ve bir an önce yeni bir otomobile sahip olmaları için avantajlı koşullar sunmaya devam ediyoruz. Buna ilave olarak, geçtiğimiz ay başladığımız, müşterilerimizin evden çıkmadan yeni bir araç satın alabildiği “Hyundai Kapınızda” projemiz de devam ediyor. Hedefimiz, herkesin yaz aylarına daha konforlu ve daha sağlıklı girmesini sağlamak” dedi.

SALGINLA BİRLİKTE ÇEVREYE VERİLEN ÖNEM ARTARKEN TOYOTA ŞİMDİDEN 2050 YILINA HAZIRLANIYOR

Pandemi sürecinde alınan önlemlerin çevre üzerindeki olumlu etkisi net bir şekilde ortaya çıkarken, Toyota otomobillerin doğaya zararını sıfıra indirmek için 6 ana başlıktan oluşan stratejik “2050 Çevre Hedefi” ile konuya verdiği önemi bir kez daha gözler önüne serdi.

Çevreci kimliği ile otomotiv sektörünün öncü markası olan Toyota, doğa dostu özellikler taşıyan teknolojileri hayata geçirmek için 50 yıla yakın süredir çalışmalar yapıyor ve çözümler sunuyor. Toyota, yapmış olduğu bu çalışmalar ile; yakıt verimliliğini arttırmak ve CO2 emisyonunu düşürmek, hava kalitesini arttırmak için egzoz gazı salımını azaltmak ve azalan petrol rezervlerine karşı alternatif enerji türleri bulmak hedeflerine odaklanmış durumda.

Otomobillerde “0” emisyon hedefiyle yola çıkan Toyota, 2050 yılında, emisyon oranını 2010’a göre yüzde 90 düşürmeyi amaçlıyor. 1997 yılından bu yana çevre dostu olan yaklaşık 15.5 milyon adet hibrit otomobil satışı gerçekleştiren Toyota, bu araçların kullanılmasıyla birlikte, eşdeğer fosil yakıtlı araçların kullanımına göre 93 milyon ton daha az CO2 emisyon salımının gerçekleşmesinin de önünü açtı.

Salgınla birlikte çevre bilinci arttı

Tüm dünyayı saran COVID-19 süreciyle birlikte çevreye verilen önemin artması otomobil sektöründe gözleri hibrit teknolojisine çevirdi. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 80’inin büyük şehirlerde yaşamasıyla birlikte, ulaşım ve enerji sektöründe büyük oranda fosil yakıtlar kullanılması hava kirliğinin en önemli sorun olarak ortaya çıkmasına neden oluyor. Hibrit ve elektrikli araçların tercih edilmesiyle, belli bir oranda bu kirlilik azaltılabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan çeşitli araştırmalarda ise, dizel araçların egzozlarından çıkan azot oksit ve partiküller gibi salımların neden olduğu hava kirliliği, kanserin ana sebebi olarak değerlendiriliyor. Hava kirliliğinden korunmak için daha temiz yakıtlı sistemler ve ulaşım yöntemlerini geliştirmek için başta Toyota olmak üzere çok sayıda marka çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.

 “Avrupa hibrite yöneliyor”

Bugün dünyada üretilen araçların yüzde 98’i konvansiyonel içten yanmalı motorlardan oluşuyor. Sadece elektrikle çalışan araçların sisteme entegrasyonun zor olduğu günümüzde Avrupa başta olmak üzere refah seviyesi yüksek ülkeler konvansiyonel motor ve elektrik motorunun birlikte kullanıldığı hibrit araçlara yöneliyor. İki motorlu olan bu araçlarda şehir içi kullanım süresinin yüzde 50’sini elektrik enerjisiyle karşılayarak önemli ölçüde akaryakıt tasarrufu sağlarken çevreyi de çok daha az kirletmiş oluyor.

Salgın sürecinde Toyota’nın kendi kendini şarj eden hibrit teknolojisine sahip araçları benzin ve dizel araçlara göre, daha çok talep edilmeye başladı. Toyota’nın yıllık olarak ürettiği 10 milyon adetlik aracın yüzde 50’sinden fazlası 2025 yılında hibrit motorlar veya sıfır emisyonlu teknolojilerden oluşacak.

“Gelecek hidrojende”

Hibrit teknolojisindeki öncü kimliği gibi sadece su buharı salımı yapan hidrojen teknolojisini de otomotiv sektörüne sunan Toyota,  hidrojeni 2050’li yılların enerjisi olarak görüyor. Toyota hidrojenden elektrik elde eden yakıt hücreli sistemlerin yüksek maliyetlerini aşağı çekerek, bu teknolojinin de yaygınlaşmasını amaçlıyor. Avrupa’da birçok yerel yönetim yüksek maliyetleri olmasına rağmen şehir içi toplu taşıma çözümlerinde hidrojenle çalışan taşıtları tercih ediyor.

“Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirerek 10 sene içinde ormansızlaşmanın önüne geçebiliriz”
Dünya Çevre Günü’ne dikkat çekmek isteyen yerli girişim Ottan, “Atık üretme, atık tüket” çağrısıyla soğan kabuklarından lamba, biçilen çimenlerden toplantı masası ve kullanılamayacak mercimeklerden sehpa üretiyor.
Doğanın korunması için farkındalık yaratmak ve çevre sorunlarına ışık tutmak amacıyla her yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü olarak kutlanıyor. Pek çok etkinlik ve organizasyonun düzenlendiği bu güne dikkat çekmek isteyen Ottan Studio, ‘Atık, her zaman çöp değildir; atık üretme, atık tüket’ mottosuyla ürettiği ürünlerle sürdürülebilirlik çağrısında bulunuyor. Yerli girişim, gıda atıkları ve yaprakları biyokompozit malzemelere dönüştürüp mobilya, dekoratif eşya ve mimari paneller tasarlıyor.
5 bardak havuç suyu veya 4 bardak portakal suyundan çıkan posa ve kabuklardan birer abajur üretebildiklerini paylaşan Ottan Studio kurucusu Ayşe Yılmaz, “Kullandığımız atıklar arasında biçilen çimenler, portakal kabukları, meyve posaları ve tarihi geçmiş baklagiller gibi çeşitli organik ürünler bulunuyor. Bu atıkları firmalar ve belediyelerden toplayarak işliyor ve malzeme üretimine uygun hammaddeye dönüştürüyoruz. Ardından hammedeyi yeşil bağlayıcılarla birleştirip kalıplıyoruz. Ottan olarak isimlendirdiğimiz malzemeler, mobilya ve dekoratif objelerde kullanılabildiği gibi yapı, otomotiv ve beyaz eşya sektörlerine de hitap ediyor” açıklamasında bulundu.
Atık üretme, atık tüket!
Geri-dönüşüm konusuna yenilikçi ve estetik bir bakış açısı getiren Ottan Studio, “yeşil atık” olarak nitelendirilen meyve kabukları, tüketim süresi geçmiş bakliyatlar, kuru yapraklar ve otları değerlendirerek hem çevresel hem de ekonomik bir etki yaratmaya odaklanıyor. Yeşil girişim, doğal atıklardan yüksek katma değerli, uzun ömürlü ve kaliteli ürünler tasarlayarak üretim aşamasındaki tüketimi ve harcanan enerjiyi düşürmeyi amaçlıyor. Doğayı tüketmeden doğadan üreten döngüsel bir sistem ile tasarlanan çevreci ve fonksiyonel ürünler online atış kanallarıyla gelecek haftadan itibaren tüm dünyaya satılacak.
“Bir ağaç ortalama 30 senede yetişiyor, yaprakları ve meyveleri ise her sene”
Sıfır atık yaklaşımının önemine değinen Ayşe Yılmaz, “Genel kanı ahşabın mobilya ve inşaat sektörlerinde en yeşil çözüm olduğu yönünde; fakat her dakika 40 futbol sahası genişliğinde ormanlık alan yok ediliyor ve bunun en büyük sebebi de bu endüstrilere yönelik kereste üretimi. Dünyada üretilen gıdanın 3’te 1’i israf oluyor. Oysaki bu atık ve yan ürünler çeşitli sektörlerde değerlendirilmeye yönelik büyük bir potansiyele sahip. Bir ağaç ortalama 30 senede yetişiyor, yaprakları ve meyveleri ise her sene. Biz de bunu bir fırsat alanı olarak görüp sürdürülebilir bir yaklaşım ortaya koyduk” dedi.
“Doğayı tüketmeden doğadan üreten döngüsel bir sistem mümkün”
2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na doğrudan katkıda bulunan sosyal girişimin genç tasarımcısı ve kurucusu Ayşe Yılmaz, “100 sene sonra tüm ormanlarımızın yok olacağı tahmin ediliyor. Ancak buna engel olmak hepimizin elinde. Biz hem doğaya hem de kendimize yatırım yaparak satın alınan her ürünümüz için bir fidan dikiyoruz ve böylece bir ağaç kesmek yerine üç ağacın yapraklarını dönüştürmüş ve 70 fidan dikmiş oluyoruz. Dünyadaki dört ağaçtan biri kereste üretimi için kesilmek yerine yaprakları toplanarak işlenen Ottan ağacı olursa bu model ile 10 sene içerisinde ormansızlaşmanın önüne geçerek dünyamızı şu an olduğundan çok daha yeşil bir hale getirebiliyoruz” dedi.

Meyvede verim doğal yöntemlerle artırılacak

UYMSİB Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Senih Yazgan, dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsünün, gıda ve tarımın vazgeçilmez olduğunu bir kez daha gözler önüne serdiğini belirterek, zararlılarla mücadelede olabildiğince kimyasal ürünlerden uzak kalınması gerektiğini söyledi

Meyve üretiminde özellikle de kiraz, çilek ahududu ve böğürtlen üretiminde zaman zaman görülen sirke sineği ile mücadele için hazırlıklar sürüyor. Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile birlikte, Cumalıkızık’taki çiftçilere, sirke sineğini gözlemlemek amacıyla sirke sineği izleme kabı dağıttı. Cumalıkızık köyünde düzenlenen dağıtım törenine, Bursa İl Tarım ve Orman Müdürü Hamit Aygül, Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB) Başkanı Cafer Aşkar, Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Senih Yazgan, Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mehmet Emin Yavuz ve Cumalıkızık’lı çiftçiler katıldı.

“Gıda rekabetinde geri kalmamamız lazım”

Programda konuşan Bursa İl Tarım ve Orman Müdürü Hamit Aygül, rekabetin yoğun olduğu dünyada kaliteli ve temiz ürünlerimizle mesafe kat edebileceğimizi ifade etti. Aygül şunları söyledi:

“Üretimlerimizi topluma sunarken, mümkün olduğunca sağlıklı ve zirai ilaçlardan temizlenmiş güvenli bir şekilde arz etme zorunluluğumuz ortada. Her alanda olduğu gibi gıdada da dünyada müthiş bir rekabet var. Bu rekabette geri kalmama adına kaliteli ve temiz ürün üretenler öne çıkacak. Sirke sineği, özellikle de kiraz, çilek ahududu ve böğürtlende zaman zaman kayıplar oluşturmuştur. Bununla mücadele etmenin iki yöntemi var. Ya ilacı direk ağaçlara atacağız, ya da hiçbir kimyasal kullanmadan bu tip önlemlerle çözüm bulacağız. Biz bu ikinci yöntemi çok önemsiyoruz. Kaynaklarımızı da çeşitlendirebilirsek bunu Bursa’nın her tarafına yayma düşüncemiz var. Çünkü önümüzdeki süreçte kimyasal kalıntı bulunan ürünleri satmakta çok zorlanacağız. Temiz ürün üretmek pazar bulunması adına çok önemli.”

“Kimyasaldan arınmış ürünü pazarlamak daha kolay”

Dünyayı etkisi altına alan COvid-19 virüsünün, tarımın vazgeçilmez olduğunu bir kez daha gözler önüne serdiğine vurgu yapan UYMSİB Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Senih Yazgan da, “Pandemi süresince insanların en çok rağbet ettiği ürünler gıda maddeleri oldu. O sebeple çiftçilerimize önemli görevler düşüyor. Çok yoğun ve doğru çalışmak zorundayız. İklimle mücadele etmek zorundayız. Doğayla artık yaşamayı öğrenmeliyiz. Doğayla mücadele ederken de olabildiğince kimyasaldan uzak durmaya çalışmalıyız. Çünkü zararlılarla mücadele ederken sürekli ilaç atmak bizi doğru yere götürmüyor. Mutlaka satılabilir ürün üretmekle yükümlüyüz. O nedenle yapılan bu çalışma çok değerli. İlk kez burada başlıyoruz ama Bursa’nın tamamına yaymayı düşünüyoruz. Çok basit bir kap sayesinde önemli bir zararlıyla büyük bir mücadele edebilme şansına sahipsiniz” diye konuştu.

Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mehmet Emin Yavuz da meyve üretimi için ciddi zararları olan sirke sineği ile mücadele etmelerine yardımcı olan Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve UYMSİB’e, tüm üreticiler adına teşekkür etti. Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürlüğünde görevli Dr. Kıymet Sena Savaş da sineklerin zararlarından, tuzakların kurulumu ve içeriğine dair yaptığı bilgilendirmenin ardından, tüm heyet tarlalara giderek, tuzak kurulumunu birlikte gerçekleştirdi.

Sirke sineğine tuzaklı önlem

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, Ege Bölgesi’nde üretilen yaş meyve sebzelerin sirke sineğinden korunması için 1.000 adet sirke sineği tuzağı yaptırarak pilot uygulama olarak Manisa’daki üreticilere dağıtılmak üzere Manisa Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’ne teslim etti.

Sirke sineği zararlısının tüm yaş meyve sebzelerde etkili olduğuna işaret eden Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, sirke sineğinden tüm yaş meyve sebzelerin korunması için Manisa’da pilot bir uygulama yapılacağını, uygulama sonuçlarına göre sirke sineği tuzaklarını tüm Ege Bölgesi’nde yaygınlaştırmayı hedeflediklerini dile getirdi.

Daha önce de Akdeniz Meyve Sineği ile mücadele konusunda tuzak ve plastik torba desteğinde bulunduklarını ifade eden Uçak, “Yaş meyve sebze ihracatımızın sürekliliği için kaliteli ürün üretimi hayati öneme sahip. Üreticilerimizin her zaman yanındayız, desteğimiz sürecek. Covid-19 sürecinde Manisa ve İzmirli üreticilerimize Ege İhracatçı Birlikleri olarak 120 bin maske dağıttık. Son 2 yıldır üretici bilgilendirme toplantıları ile üreticilerimizin yanında olduğumuzu gösteriyorduk. Normalleşme sonrasında üretici bilgilendirme toplantılarımıza ve diğer desteklerimize devam edeceğiz” diye konuştu.

Ege’den yaş meyve sebze ve mamulleri ihracatı 1 milyar dolara koşuyor

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği 2020 yılının Ocak -Mayıs döneminde ihracatını yüzde 11’lik artışla 309 milyon dolardan 343 milyon dolara çıkardı. Covid-19’a rağmen taze meyve sebze ihracatı yüzde 51’lik artışla 59 milyon dolardan, 89 milyon dolara tırmandı. Meyve sebze mamulleri ihracatı ise; yüzde 2’lik artışla 250 milyon dolardan 254 milyon dolara yükseldi.

Taze meyve sebze ihracatında; domates, mandalin ve çilek ilk üç ürün olurken, en fazla ihracat yapılan ülkeler; Rusya, Romanya ve Ukrayna olarak öne çıktı.

Meyve sebze mamulleri ihracatında; turşu, kuru domates ve meyve suyu talep görürken, Almanya, ABD ve İngiltere en fazla Türk meyve sebze mamulleri tercih eden ülkeler oldu.

Otomotiv ihracatı mayısta 1 milyar 203 milyon dolar oldu

Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, otomotiv endüstrisi Covid-19 salgınının etkisinin sürdüğü mayıs ayında geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 56 düşüşle 1 milyar 203 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Bununla birlikte ihracatın lider sektörü, mayıs ayında nisana kıyasla daha iyi bir performans sergileyerek en kötünün geride kaldığının ipuçlarını verdi.

OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik: “Mayıs ayında Ramazan Bayramı tatili nedeniyle işgünü sayısının dört gün az olması da ihracat rakamlarına olumsuz yansıdı. Bununla birlikte nisan ayında bıraktığımız aylık bazda ihracat liderliğini mayısta geri aldık” dedi.

Türkiye otomotiv endüstrisinin ihracatı, Covid-19 salgınının etkisinin sürdüğü mayıs ayında nisan ayına göre daha iyi bir performans sergiledi ancak geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 56 düştü. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği verilerine göre, sektör ihracatı mayısta 1 milyar 203 milyon dolar olarak gerçekleşti. Türkiye’nin toplam ihracatında yine ilk sırada yer alan sektörün ihracat payı da yüzde 12 oldu. Sektörün yılın ilk beş ayındaki ihracatı ise yüzde 33 düşüşle 8,8 milyar dolar olarak kayda geçti.

OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, “Mayıs ayında Ramazan Bayramı tatili nedeniyle işgünüsayısının dört gün az olması da ihracat rakamlarına olumsuz yansıdı. Bununla birlikte nisan ayında bıraktığımız aylık bazda ihracat liderliğini mayıs ayında geri aldık” dedi.

Ürün gruplarındaki düşüşler yüzde 50’nin üzerinde

Mayıs ayında binek otomobil ihracatı yüzde 52 azalarak 474 milyon dolar olurken, tedarik endüstrisi ihracatı yüzde 57 düşüşle 451 milyon dolar, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar ihracatı yüzde 63 kayıpla 145 milyon dolar ve otobüs-minibüs-midibüs ihracatı da yüzde 64 düşüşle 73,5 milyon dolar oldu. Tedarik endüstrisinin en büyük pazarı olan Almanya’ya ihracatta yüzde 60 azalma görülürken, yine önemli pazarlardan Romanya’ya yüzde 56, İtalya’ya yüzde 60, Fransa’ya yüzde 71, Rusya’ya yüzde 51, Birleşik Krallık’a yüzde 76 ve ABD’ye de yüzde 72 ihracat düşüşü görüldü. Mayısta binek otomobillerde önemli pazarlardan Fransa’ya yüzde 46, Almanya’ya yüzde 33, İtalya’ya yüzde 87, Birleşik Krallık’a yüzde 47, İspanya’ya yüzde 55 ihracat düşüşü yaşandı. Binek otomobillerde Slovenya ve Belçika’ya ihracat yüzde 6’şar arttı. Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlarda ise Almanya’ya yüzde 84, İtalya’ya yüzde 71, Birleşik Krallık’a yüzde 37, Slovenya’ya yüzde 46 ve Fransa’ya yüzde 57 ihracat düşüşü görüldü. Otobüs-minibüs-midibüs ürün grubunda ise Fransa’ya yüzde 73, Almanya’ya yüzde 47, İtalya’ya yüzde 92 ve Romanya’ya yüzde 91 ihracat düşüşü görüldü.

Almanya’ya ihracat yüzde 57 geriledi

Endüstrinin en büyük pazarı olan Almanya’ya ihracat mayısta yüzde 57 gerileyerek 182 milyon dolar olurken, ikinci büyük pazar olan Fransa’ya yüzde 55 düşüşle 144 milyon dolar, Birleşik Krallık’a yüzde 53,5 azalışla 81 milyon dolar ihracat yapıldı. Yine önemli pazarlardan İtalya’ya yüzde 76, İspanya ve Romanya’ya yüzde 56’şar, Polonya’ya yüzde 55, Hollanda’ya yüzde 52, ABD’ye yüzde 81 ihracat düşüşü yaşandı.

AB’ye ihracat yüzde 55 düştü
Ülke grubu bazında en büyük pazar olan Avrupa Birliği Ülkeleri’ne ihracat mayısta yüzde 55 düşüşle 925 milyon dolar oldu. AB Ülkelerinin sektörün toplam ihracatından aldığı pay yüzde 76,9 olarak gerçekleşti. Geçen ay Afrika Ülkelerine ise yüzde 66, Ortadoğu Ülkelerine de 53 ihracat düşüşü yaşandı.

Akademik takvim AMORF Doğaltaş Tasarım Yarışmasına başvuru süresini uzattırdı

“AMORF Doğaltaş ve Proje Tasarım Yarışması”nı bu yıl ilk kez düzenleyen Ege Maden İhracatçıları Birliği, yaşanan covid-19 salgını sürecinde yarışmanın tanıtımının yapıldığı dokuz üniversitede akademik takvimin ileri alındığının ifade edilmesi nedeniyle, son başvuru tarihini 13 Temmuz 2020 olarak revize etme kararı aldı.

650 farklı renk ve dokuda mermer çeşitliliği ile Türkiye’nin dünya birincisi olduğu bilgisini veren Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mevlüt Kaya, dünya doğal taş rezervlerinin yüzde 40’ına sahip olan Türkiye’nin dünya doğal taş ihracatından aldığı payın ise yüzde 10 civarında kaldığını amaçlarının bu orantısız durumu ortadan kaldırmak olduğunu, Türkiye’nin dünya doğal taş ihracatından hak ettiği payı alması için tasarıma ve işlenmiş katma değerli ürün üretimine ağırlık vereceklerini dile getirdi.

Covid-19 sonrasına yatırım yapıyoruz

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını nedeniyle dünya genelinde inşaat yatırımlarının iki aydır durduğu bilgisini veren EMİB Başkanı Kaya, “Dünya’nın içinde bulunduğu süreç doğal taş ihracatımızı olumsuz etkilese de, dünya genelinde normalleşme adımları hızla atılıyor. Yakın gelecekte dünya ekonomisi eski ritmini bulacak. Biz de Covid-19 sonrasında ihracatımızın artması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin doğal taş ihracatında 2 milyar dolara ramak kaldı

Türk doğal taş sektörü 2019 yılını 1 milyar 908 milyon dolarlık ihracatla geride bırakırken, işlenmiş ürün ihracatı 952 milyon dolar oldu. Aynı dönemde, Ege Maden İhracatçıları Birliği’nin doğal taş ihracatı; 597 milyon dolar olurken, EMİB’in doğal taş ihracatında işlenmiş ürün ihracatının payı ise; 381 milyon dolar ile yüzde 64’e ulaştı.

Ege Maden İhracatçıları Birliği, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir ihracatı arttırmak için “AMORF Doğaltaş Tasarım ve Proje Yarışması”nı sektöre kazandırdı. AMORF ile doğal taş ihracatında tasarım açısından güçlü, üretilebilir, katma değeri yüksek, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir projeler geliştirmek hedefleniyor.

Ege Maden İhracatçıları Birliği tarafından düzenlenen “AMORF Doğaltaş Proje ve Tasarım Yarışması”na üniversitelerin Mimarlık, Mühendislik, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakülteleri lisans veya yüksek lisans bölümlerinde okuyan tüm öğrenciler ile üniversitelerin Mimarlık, Mühendislik, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakülteleri lisans, yüksek lisans programlarından mezun olanlar tasarımlarıyla katılabilecek.

Doğal taş Proje ve Tasarım Yarışmasında; Mermer artıklarının değerlendirilmesi ve ekonomiye kazandırılmasına ilişkin tasarım projeleri, Dış mekan projeleri, İç Mekan mobilya, aksesuar ve uygulamaları projeleri olmak üzere üç konu başlığında tasarımlar kabul edilecek.

Kazananları hangi ödüller bekliyor?

“Doğal Taş Proje ve Tasarım Yarışması”nda; profesyonel ve öğrenci kategorilerinin toplamda 10 proje seçilecek, seçilen her bir proje için 10 bin TL tutarında ödül verilecek.

Ticaret Bakanlığı’nın “2008/2 Sayılı Tasarım Desteği Tebliğine göre Ege İhracatçı Birlikleri’nin yapacağı projenin onaylanması halinde final kalan öğrenci kategorisindeki yarışmacılara yine Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenen kişi sayısı doğrultusunda yurt dışında eğitim hakkı verilebilecek.

Sponsor firma ve jürinin uygun görmesi durumunda finale kalan projeler arasından seçilen bir ürün üretilip tasarımcının ticari hakları korunarak satışa sunulacak.

Jürinin uygun görmesi durumunda finale kalan projeler arasından seçilen bir projeye 1 yıllık ürün ve iş geliştirme mentörlüğü sağlanacak.

Ege Maden İhracatçıları Birliği’nin “AMORF Doğaltaş Proje ve Tasarım Yarışması”na başvurular 13 Temmuz 2020 tarihine kadar yapılabilecek. Ödül töreninin ise; her yıl Ekim ayının ilk haftası kutlanan Dünya Mimarlık Günü ile eşzamanlı ödül töreni, sergi, mimarlarla network etkinliği şeklinde düzenlenmesi planlanıyor.

Jüride kimler var?

Ege Maden İhracatçıları Birliği’nin “AMORF Doğaltaş Proje ve Tasarım Yarışması”nın Jürisinde mesleklerinin zirvesindeki isimler yer alıyor.

Platformİzmim Yönetim Kurulu Saymanı Gülçin Çalandağ, İzmir Serbest Mimarlar Derneği Başkanı Hüseyin Egeli, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Demet Binan, İzmir Ekonomi Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Endüstriyel Tasarım Bölümü Başkanı Can Özcan, Mimar Yelda Tuna, Tasarımcı Emre Yusufi, İç Mimar Hakan Kütahya, Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu Başkanı Sertaç Ersayın, ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölüm Başkanı Gülay Hasdoğan, Endüstriyel Tasarımcı Buket Hoşcan Bazman, İç Mimar Erman Bazman, Sezgin Marble Kurucu Ortağı Reyhan Sezgin ve Alpay Mermer Yönetim Kurulu Başkanı Melike Özmen, “AMORF Doğaltaş Proje ve Tasarım Yarışması”na başvuracak tasarımları değerlendirecek isimler olacak.

DURDURULAMAZ KİMLİĞİ İLE EFSANELEŞEN TOYOTA HILUX YENİLENDİ

 Toyota’nın çöllerden kutuplara dünyanın en zorlu yol şartlarında bile “Durdurulamaz” kimliğiyle efsane haline gelen Hilux modeli yenilendi. 1968 yılından bu yana elde ettiği bu unvanını defalarca kanıtlayan Hilux, o günden  bu güne Kuzey Kutbu’ndan, İzlanda volkanlarına, Antarktika’dan dünyanın ulaşılamaz denilen yerlerine kadar başarıyla yol alırken, 2019’da dünyanın en zorlu rallisi olan Dakar Rallisi’ni de kazanarak ‘efsane’ kimliğinin altını bir kez daha çizdi.

Şimdi çok daha zarif bir tasarıma kavuşan Hilux, güncellenen donanımları, yolda ve arazide daha yüksek konforu ve genişleyen ürün gamı ile yollara çıkmaya hazırlanıyor. Ürün gamının en üstünde yer alan yeni ‘Invincible’ versiyonu ise, özel tasarımı ve premium seviye donanımlarıyla arazideki efsanevi yeteneklerinden ödün vermeden, daha fazla yol konforu sağlıyor. Yenilenen Hilux, Avrupa’da yılın son çeyreğinde satışa sunulacak.

Çekici tasarım, yüksek teknoloji

Yenilenen Hilux, cesur ve güçlü üç boyutlu ön panjur ile yeni tampon hatlarıyla tamamen yeniden tasarlandı. Böylece pick-up’ın yoldaki güçlü ve karizmatik duruşu daha fazla vurgulanırken, sağlam ve her yere gidebilen imajı daha da güçlendirildi.

Dikkat çeken yeni dış tasarım, yeniden tasarlanan ön ve arka LED aydınlatmalarla desteklenirken, gövde rengi seçeneklerine Egzotik Kırmızı, Safir Mavi ve Güz Bronzu olmak üzere üç yeni renk ve 18 inç siyah alaşım jant seçeneği eklendi.

Güncellenmiş kabinde, yeni sürücü göstergesi tasarımı ve her türlü sürüş koşulunda rahat kullanım sağlayan mekanik düğmelerin adapte edildiği yeni 8 inç bilgi eğlence ekranı yer alıyor. Geliştirilmiş multimedya sistemi daha hızlı bir yazılım ve ekran tepkileriyle araç içi deneyimi ileriye taşırken, Apple CarPlay ve Android Auto akıllı telefon entegrasyonlarına uyumla hale getirildi.

Kapsamlı donanım listesi içerisinde akıllı giriş ve çalıştırma sistemi, otomatik klima, ön-arka park sensörleri ve 800W 8 kanallı amfiye sahip 8 hoparlörlü JBL Premium Ses Sistemi gibi özellikler bulunuyor.

Ayrıca Yenilenen Hilux ürün gamında kullanıcılara geniş aksesuar seçenekleri sunularak, kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirmesi sağlanıyor. Buna göre spor barlar, bagaj kilidi, sert kasa kapağı ve kasaya monte 12V güç kaynağı gibi donanımlar tercih edilebiliyor.

Üstün sürüş dinamikleri ve daha konforlu sürüş

Yenilenen Hilux için mühendislerin hedefi, efsanevi off-road kapasitesini koruyarak yol konforunu artırmaktı. Bunu sağlamak adına Hilux, darbeyi yüksek oranda emen ve daha dayanıklı şasi üstü gövde mimarisini kullanıyor ve en ekstrem arazi koşullarının üstesinden geliyor.

Yenilenen Hilux’ta daha iyi sürüş kalitesi ve konfor için süspansiyon ve direksiyon sistemlerinde geliştirmeler yapıldı. Süspansiyonda yapılan değişikliklerle birlikte Hilux, tümseklerden veya bozuk yollardan geçerken darbeyi daha iyi emiyor ve daha akıcı bir sürüş sağlıyor.

Hilux’ın zaten üstün olan arazi yeteneklerine, mekanik sınırlı kaydırmalı diferansiyel (4×2 çeker modellerde) etkisi yaratan yeni bir elektronik özellik eklendi. Sistem rolantide motor hızını 850’den 680 d/dak’a düşürüyor ve gaz tepkilerini ayarlayarak daha iyi bir sürüş kontrolü sağlıyor. Bununla birlikte VSC sistemi de güncellendi ve yeni bir lastik açısı monitörü eklendi. 1 tonluk yükleme ve 3.5 tonluk römork kapasite, yeni Hilux ile birlikte tüm 4×4 gövde tiplerinde (Tek Kabin, Ekstra Kabin ve Çift Kabin) sunulmaya başlandı.

“Invincible” donanımı

Yeni Hilux ürün gamının zirvesinde yer alan Invincible donanımı, araçlarını hem iş hem de özel hayatlarında kullanmak isteyenler için tasarlandı. Yüksek arazi kabiliyeti ve sürüş kapasitesi, en yüksek donanım özellikleriyle ve sofistike tasarıma sahip tarzla kombine ediliyor.

Invincible donanımında, modele özel olarak tasarlanan ön panjur ve tampon, şişkin çamurluklar, farklı kapı kolları, jant ve kasa kapağı tasarımları ile gövde altı koruması yer alıyor. Kabinde ise sürücüye özel yeni göstergeler, siyah metalik ve siyah krom detaylar, akıllı giriş anahtarı gibi özellikler sunuluyor. Ayrıca çift kabinde arka kapı aydınlatması ve çift tonlu perfore deri koltuklar iç tasarımın daha çekici olmasını sağlıyor.

Shoedex2020’ye yoğun ilgi Shoedex2020’ye yoğun ilgi fuarı dört güne uzattı

Türkiye’nin ilk sanal fuarı Shoedex2020 Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin girişimiyle 1 Haziran’da başladı. Bitiş tarihi 3 Haziran olan fuar yoğun ilgi nedeniyle 4 Haziran’a uzatıldı.

Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Erkan Zandar bu üç günlük periyotta 31 katılımcı firma ile 50 ülkeden 250’yi aşkın alıcının www.shoedex.events adresinde buluştuğunu söyledi.

“Üç günde 1000’nin üzerinde B2B görüşmesi gerçekleşti. Katılımcıların yoğun ilgi göstermesi nedeniyle fuarımızı Ticaret Bakanlığı’nın onayıyla 4 Haziran’a kadar daha uzattık. Dijital kanalların tüm enstrümanlarını kullanarak, tüm dijital alanlardan beslenerek yoğun bir sosyal medya kampanyasıyla çok kanallı bir strateji yürütüyoruz. İkinci gün Stratejist Özgür Baykut’un moderatörlüğünde Ticaret Bakanlığı Fuar İzinleri ve Destekleri Dairesi Başkanı Mükerrem Aksoy ve İZFAŞ Uluslararası Pazarlama Müdürü Gökalp Soygül’ün katılımıyla dijitalleşme ve fuarların geleceği üzerine bir webinar yaptık. Üçüncü gün ise basın mensuplarının da katıldığı bir online sanal fuar gezisi organizasyonumuz oldu. Dördüncü gün ise yoğun ilgi nedeniyle ajandamıza son anda dahil ettiğimiz 300’den fazla ikili iş görüşmesiyle devam edecek.”

Zandar, şirketlerin artık yapay zeka, dijital dönüşüm, blockchain arasında stratejilerini belirlediğini söyledi.

“Türkiye dünyada teknolojiyi satın alma oranı en yüksek olan ülkelerden biri. Ama teknoloji üretmede gerideyiz. Bizim avantajımız adaptasyonumuzun yüksek olması. Öte yandan üretim konusunda daha çok çalışmalıyız. Öncü olduğumuz sanal fuarlar dijital adaptasyonu hızlandıran bir sıçrama tahtası olacak. Pandemi sürecinde dünyada 10 bin fuarın iptal edilmesinin yaklaşık 138 milyar euro zararı oldu. Sanal fuarlar bu zararı minimize edebilmek adına büyük önem taşıyor.”

Türkiye’nin ayakkabı üretiminde dünyada 6’ncı sırada yer aldığına değinen Erkan Zandar, “Ayakkabı üretiminin yüzde 61’ini tek başına karşılayan Çin’den önce bu fuarı yapmamız çok önemliydi. Dinamik bir yapıya ve genç bir kitleye sahip, her geçen gün gelişen ayakkabı ve saraciye sektörü son 10 yılda ciddi bir ivme kaydederek ihracatını yaklaşık 2 buçuk kat artırdı. Sanal fuarlarla birlikte sinerjisi yüksek olan bu sektöre başka bir boyut getirdik. Günün sonunda güncel, çağın yeniliklerini takip eden ihracatçılar olarak tüm paydaşlarımızla beraber sürdürülebilir, katma değerli, dijitale adapte olmuş bir ihracat planıyla global markalar haline geleceğiz. Dijitalden aldığımız güç ile belki de markalaşmada dünya ile yarışacağız.” dedi.

TOYOTA GAZOO RACING ESPORTS WRC’NİN SPONSORU OLDU

TOYOTA GAZOO Racing, Toyota ve resmi WRC oyunu ile yapılan anlaşma ile eSports WRC’nin sponsoru oldu. Bu anlaşma Toyota Motor Europe, oyunun yayıncısı NACON, geliştirme stüdyosu KT Racing ve WRC Organizatörleri arasında imzalandı.

TOYOTA GAZOO Racing ve NACON arasındaki bu anlaşma, mevcut WRC 8 oyununu kapsayan çalışmaları ile aynı zamanda 3 Eylül 2020’de tanıtılacak resmi Dünya Ralli Şampiyonası yeni oyunu WRC 9’u da kapsıyor.

TOYOTA GAZOO Racing ve NACON, eSport WRC’nin genel klasman galibine Toyota’nın Dünya Ralli Şampiyonası’nda şampiyonluk kazanan aracından esinlenerek üretilen, tamamen yeni Toyota GR Yaris’i hediye edecek.

WRC’deki rekabetin yakıcı ateşi ile tasarlanan ve şekillenen Toyota GR Yaris, motorsporları teknolojisini ve tasarımını direkt olarak yollara taşıyor ve Toyota’nın daha eğlenceli sürüşe sahip, daha iyi otomobiller yapma felsefesini de gözler önüne seriyor.

TOYOTA GAZOO Racing ve Tommi Mäkinen Racing işbirliğiyle geliştirilen GR Yaris, tamamen yeni Yaris ürün gamının performans modeli olarak öne çıkıyor. 261 HP güç üreten 1.6 litre üç silindirli turbo beslemeli motoru, aracın 0-100 km/s hızlanmasını 5.5 saniyeden daha kısa sürede gerçekleştirmesini sağlıyor. Ayrıca düşük ağırlığı, dinamik sürüşü ve Toyota’nın yeni GR-FOUR akıllı dört çeker sistemiyle her koşulda yüksek performans sunuyor.

Şu anda beşinci sezonunda olan eSports WRC, dünya çapında yeteneklerini sınamak isteyen kullanıcılara ulaşmaya devam ediyor. Sezon, Ekim ayında heyecan verici “Grande Finale” ile son bulacak ve bu sıra dışı sezonun kazananına tamamen yeni Toyota GR Yaris takdim edilecek.

DOĞALGAZLI JENERATÖRLE YAKIT MALİYETİ  YÜZDE 70 AZALIYOR

Endüstriyel motorda yüzde 100 Türk tasarım ve üretim markası Erin Motor, sürdürülebilir, çevreyle dost ürünleriyle dikkat çekiyor. Erin Motor’un Türkiye’de bir ilk olan doğalgazlı jeneratörü yakıt maliyetini yüzde 70 azaltıyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla açıklama yapan Erin Motor Genel Müdürü Ersin Şahin, çevreyle dost ürünlerinin aynı zamanda motorda yurt dışı bağımlılığının önüne geçtiğini belirtiyor.

30 yıllık Şahin Metal’in ikinci jenerasyonu tarafından yaklaşık 15 yıl önce SAN-TEZ (sanayi tezleri) programı kapsamında kurulan Erin Motor, yüzde 100 Türk tasarımıyla endüstriyel motor üretiyor. Tamamen yerli tasarım ve yerli üretim yapan Erin Motor, tarım sulama, balıkçılık, jeneratör gibi birçok alan için motor üretiyor. Yılda yaklaşık 3 milyar Dolarlık içten yanmalı motor ithalatı yapan Türkiye için önemli bir gelişme olan yerli üretim, savunma sanayi başta olmak üzere birçok sektörün gelişmesini sağlarken, yurtdışına olan bağımlılığımızı ortadan kaldıracaktır. 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla açıklama yapan Erin Motor Genel Müdürü Ersin Şahin, “Erin Motor’daki ürün gamı, fonksiyonel ve ergonomik, emisyonları dünyaca tespit edilen sınırlar içinde, çevre dostu, sürdürülebilir, 10 bin saat servis ömrüne sahip, yakıt ekonomisi ve satış fiyatıyla dünyanın önde gelen motorları ile rekabet edecek seviyede, rekabet edecek sınırlar içinde tasarlandı. Dizel motorumuzun yakıp tüketimi, aynı güç aralığındaki rakiplerimizden genel olarak yaklaşık yüzde 20 daha az. Türkiye’de bir ilk olma özelliğini taşıyan ve AR-GE merkezimizde geliştirdiğimiz doğalgazlı motorumuz ise konutlarda rahatlıkla kullanılabilir. Doğalgazlı jeneratörümüz ise dizele göre yüzde 70 yakıt tasarrufu sağlıyor.  Yine dizele göre yüzde 30 daha az gürültü salınımı ve en önemlisi sıfır emisyon salınımı olan doğalgazlı jeneratörümüz, doğalgaz dağıtım ağlarındaki hat basıncıyla çalışıyor. Ürünlerimizin sürdürülebilir olması için Ar-GE Tasarım Merkezi’mizde inovatif ürünler için çalışıyoruz. Özellikle en çok güvendiğimiz en yeni ürünümüz doğalgazlı motorun çevreyle dost olması, daha az gürültüyle çalışıyor olması ve kullanım kolaylığı piyasada bizi avantajlı konuma getiriyor. Çevreyle dost ürünler üretmeye devam edeceğiz.” dedi. Ürettikleri endüstriyel dizel motorların; marin motor, zirai sulama amaçlı motopomp, inşaat makineleri, kar küreme araçları ve kompresörler gibi pek çok alanda da rahatlıkla kullanılabildiğini de sözlerine ekleyen Şahin, amaçlarının, ucuz ve kalitesiz Uzakdoğu ürünlerinin ithalatının önüne geçerken Avrupa’dan gelen pahalı markalara karşılık fiyat avantajı sağlamak olduğunu belirtti. Tüm motorlar 10 bin saati aşkın süre ömür testlerine tabi tutuluyor ve bu testlere -18ºC soğuk ve +55ºC sıcak çalıştırma testleri de dahil.

Klimanız sezona hazır mı?

  • Periyodik klima bakımı ile tasarruf, verimlilik ve daha temiz hava

Sıcaklığın olumsuz etkilerine karşı yaşam kalitesini artıran klimalar, evlerde ya da ofislerde daha konforlu vakit geçirilmesini sağlıyor. Ancak kullanım süresi arttıkça klimaların hassas parçalarında verimliliği azaltan birtakım sorunlar da gelişebiliyor. Klima bakımının periyodik şekilde yapılması, verimi ve dayanıklılığı sağlamanın en net yoluyken, elektrik kullanımından da avantaj sağlıyor. Klima bakımlarının yanı sıra gelişen klima teknolojileri ile bu sezon;  çevre dostu yeni nesil R32 gazlı klimalar da E.C.A. tarafından satışa sunuluyor.

Özellikle yaz aylarında sıcaklığın olumsuz etkilerine karşı yaşam kalitesini artıran klimalar, evlerde ya da ofislerde daha konforlu vakit geçirilmesini sağlıyor, kapalı mekanlarda ideal iklimi yaratıyor. Bununla birlikte kullanım süresi artan klimalarda verimliliği azaltan birtakım sorunlar gelişebiliyor. Klima ünitelerinin bakımı sadece yaşam alanlarında konforlu vakit geçirilmesini sağlamıyor aynı zamanda uzun süreli kullanımdan kaynaklanan yüksek elektrik maliyetlerinin yönetilmesine de yardımcı olabiliyor.

Bakım ile enerji tasarrufu sağlanıyor

30 yılı aşkın süredir ısıtma – soğutma sektöründe faaliyet gösteren E.C.A., yüksek performanslı, düşük sarfiyatlı çevre dostu ürünleriyle tüketicinin beklentilerine birebir karşılık veriyor. Klimaların periyodik bakımıyla hem tasarruf hem de verimlilik artışı yaşandığını söyleyen Emas Makina Sanayi A.Ş. Genel Müdürü Mehmet Özokumuşoğlu, “Klimanıza yapılan bakım sayesinde temizlenen fan ve filtreler ile daha rahat hava sirkülasyonu ve cihaz fazla yorulmadığı için daha fazla hava akışı sağlanıyor. Bu da enerji tasarrufunu beraberinde getiriyor. Gaz ve ısı kontrolüyle de istenilen verime hızlı ulaşılarak, ilave enerji harcamayarak tasarruf sağlanıyor.” Açıklamasında bulunuyor. E.C.A. klimaların soğutmada A++, ısıtmada ise A+ enerji seviyesinde olduğunu dile getiren Mehmet Özokumuşoğlu, Inverter teknolojisine sahip klimalar ile kullanıcıların enerjiyi daha verimli kullanabileceklerini ifade ediyor. Özokumuşoğlu, ayrıca yeni nesil klimalar ile havadaki temiz hava ve nem dengesinin maksimum düzeyde karşılanabileceği bilgisini veriyor.

Klima bakımı niçin yapılmalı?

Klimaların fan ve filtre temizliğinin yapılmaması sebebi ile taze hava sirkülasyonunda muhtemel bir azalma meydana geleceğini belirten E.C.A. uzmanları, hem yaz hem de kış aylarında kullanılan klimalara yılda iki kez bakım yaptırılmasını öneriyor. Bakım esnasında cihazın bağlantı, elektronik aksam ve gaz kontrolü, fan temizliği, hava filtresi değişimi ya da temizliği gibi işlemler uygulanıyor. Filtre kontrolleri ile hem taze ve temiz hava akışı sağlanıyor hem de cihazın ömrü uzuyor. Gerekli kontroller ve temizlik yapıldıktan sonra performans ayarları ideal hale getiriliyor. Bu kontroller, ayarlar ve temizlik yapılmadığında ise klima sadece hava üflüyor, verimli çalışmıyor, elektrik faturalarına artı maliyet olarak yansıyor ve kısa sürede arıza veriyor.

Klima bakımı nasıl yapılıyor?

Sadece yetkili servislerce, uzman kişiler tarafından yapılması gereken klima bakımları, özel ekipmanlar ile gerçekleşiyor. İç ünite üzerinde evap ve faz temizliği olurken, dış üniteye kondens temizliği ile müdahale ediliyor. Yanı sıra iç ve dış ünite arasındaki elektrik bağlantıları kontrol edilerek gaz ölçümü sağlanıyor. Herhangi bir gaz eksikliği varsa gaz ilave ediliyor ya da eski gaz boşaltılıp cihaz yeni gaz ile dolduruluyor. Son olarak, iç ünite üzerinden termometre vasıtası ile performans test ediliyor ve ayarlar güncelleniyor.

Klima filtreleri ne zaman temizlenmeli?

Klimanın kullanıldığı yere göre değişse de klima filtrelerinin 3 ayda bir temizlenmesi tavsiye ediliyor. Bireysel tip klimalar, cihaz panelinin altında yer alan hava filtreleri elle çıkarılarak temizlenebiliyor.  Elektrik süpürgesi yardımı ile filtre temizliği mümkün olurken filtreler kimyasal kullanmadan sadece su ile de yıkanabiliyor. Filtrelerin iyi performans göstermesi için iyice kurutulduktan sonra cihaz içine yerleştirilmesi gerekiyor.

Geberit ile su tasarrufu artsın, doğa kazansın

Doğa için ne kadar hızlı olabilirsin?

  • Geberit Türkiye’nin oluşturduğu “Geberit Turkey” Spotify hesabına gir, 1 duş 1 şarkı listesinden favori şarkını seç, kendi hızına meydan oku

İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit, kuruluşundan bu yana ürün geliştirme ve karar alma süreçlerinde ekolojik dengeyi korumayı merkezine alıyor ve 2007’den bu yana uyguladığı eko-tasarım ilkeleriyle de sektördeki standartları değiştiriyor. Geberit bu değerler doğrultusunda geliştirdiği ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde başlatacağı ‘1 Duş 1 Şarkı’ projesi ile gündelik hayattaki su tüketim alışkanlıklarını değiştirmeyi hedefliyor ve duş sürelerini kısaltarak sürdürülebilir bir dünya yaratmak üzere herkesi anlamlı bir meydan okumaya davet ediyor.

İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit,  tüm projelerini, girişimlerini ve faaliyetlerini kapsamlı bir sürdürülebilirlik politikası ile yürütüyor. İlk çevresel stratejilerini bundan tam 30 yıl önce başlatan Geberit, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde başlatacağı ‘1 Duş 1 Şarkı’ projesi ile gündelik hayattaki su tüketim alışkanlıklarını değiştirmeyi hedefliyor ve duş sürelerini kısaltarak sürdürülebilir bir dünya yaratmak üzere herkesi anlamlı bir meydan okumaya davet ediyor.

‘1 Duş 1 Şarkı’  ile zamana meydan oku, doğayı koru

Proje kapsamında, Geberit Turkey Spotify hesabında ortalama 5’er dakikalık eğlenceli ve tanıdık şarkılar içeren bir playlist bulunuyor. Geberit, takipçilerini her duşu playlist’teki 1 şarkı süresinde tamamlayarak sınırlı su kaynaklarını korumaya davet ediyor. Öte yandan hız faktörünü bir dijital etkileşim öğesi olan ‘meydan okuma’ (challenge) dinamiği ile birleştiren Geberit,  5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde başlatacağı proje ile dijital dünyanın doğasındaki meydan okuma kurgusunu, su tasarrufu mesajı verdiği neşeli bir oyuna dönüştürüyor.

Bu anlamlı ve keyifli meydan okumaya katılmak isteyenler #1Duş1ŞarkıChallenge hashtag’ini kullanarak, favori duş şarkılarıyla birlikte Instagram story üzerinden sürece dahil olabiliyorlar.

Covid-19, bir şeyleri değiştirmek için itici güç oldu

UTİB Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, @utibsosyal Instagram hesabı üzerinden Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Arya Kadın Yatırım Platformu Kurucusu Ahu Büyükkuşoğlu Serter ile “Yaratıcı Çarpışma: Girişimcilik” konulu söyleşi gerçekleştirdi.

Pınar Taşdelen Engin, “Pandemi sürecinde dijital dünyanın özellikle iş insanlarına çok yardımcı oldu. Bu zorlu süreci tecrübelerin paylaşımı, yeni deneyimler edinilmesi anlamında olumlu hale dönüştürdük. Artık bir şekilde hayata dönmek zorundayız.”

Ahu Büyükkuşoğlu Serter, “Pandemi sonrasında yeni trendler ortaya çıkacak. İnsanların pek çok şeyden vazgeçecek. Her şeyi yeniden keşfedip masaya yatırmak için doğru bir dönem”

Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) sektör temsilcileri ve özellikle gençler için ufuk açan programlarına online platformlardan devam ediyor. UTİB Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin moderatörlüğünde @utibsosyal Instagram hesabı üzerinden düzenlenen söyleşinin konuğu Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Arya Kadın Yatırım Platformu Kurucusu Ahu Büyükkuşoğlu Serter oldu. “Yaratıcı Çarpışma: Girişimcilik” konulu söyleşide, Covid-19 sonrası dünya piyasalarında değişen trendler ve yeni girişimcilik anlayışı değerlendirildi.

Pandemi sürecinde dijital dünyanın özellikle iş insanlarına çok yardımcı olduğuna dikkat çeken UTİB Başkanı Pınar Taşdelen Engin, Dünyanın zorlu bir sınavdan geçtiğini ifade etti. İş dünyasının bu dönemde bir yandan mevcut krizi yönetmeye çalışırken diğer yandan yeni dönemde iş yapmanın yollarını aradığını, alternatif sistem ve yaklaşımlar geliştirmeye odaklandığını söyledi. “Artık bir şekilde hayata dönmek zorundayız” diyen Taşdelen Engin, “Bu zorlu süreci tecrübelerin paylaşımı, yeni deneyimler edinilmesi anlamında olumlu hale dönüştürdük. Köklü denilebilecek değişimlere şahit oluyoruz. Covid-19’a çözüm bulma ihtiyacıyla insanlar, sivil toplum kuruluşları ve hatta hükümetler bir araya geldiler. Demek ki bir araya gelebiliyoruz. Bunu görmek insanı mutlu ediyor” dedi.

Dünyanın yaşadığı süreci değerlendiren Ahu Büyükkuşoğlu Serter, “Temassız ekonominin yıldızının parladığı bir dönem yaşıyoruz. Pandemi sonrası bizi nasıl bir dünya bekliyor?” sorusunu ise şöyle cevapladı:

“Hepimiz insanız ve insanın doğası hiç değişmiyor. Yüzyıllardır aynı. İnsan çok çabuk unutuyor, çok çabuk alışabiliyor ve eskiye çok çabuk dönebiliyor. Pandemi sonrasında yeni trendler ortaya çıkacak. İnsanların pek çok şeyden vazgeçecek. Her şeyi yeniden keşfedip masaya yatırmak için doğru bir dönem. Covid-19, bir şeyleri değiştirmek için insanlar açısından itici güç oldu. Sağlık, finans ve e-ticaretin ön plana çıkan sektörlerin başında geliyor. Pek çok yatırımcı bu sektörlere yöneldi. Ancak girişimcinin öğrenebilme, gelişme kabiliyeti olmalı. Yeni şeyleri sünger gibi çekerek, yutarak ilerleyeceksiniz. Bütün dünyayı öğrenmek, İngilizce bilmek çok önemli. Biz Türkiye içinde hayal edip, Türkiye içinde yaratabiliriz, ancak bunu dışarıda, onların dilinde satmamız lazım.”

“Gençleri her şeyin merkezine koymalıyız”

“Melek yatırımcı” konusuna da değinen Serter, bunun için yatırımcının meraklı olmasının ön şart olduğunu vurguladı. Serter, 40 yaşına kadar kendinden büyüklerden öğrendiklerini hayata geçirdiğini, bu süreçten sonra ise gençlere kendi birikimlerini aktardığını belirtti. Yeni yatırımlara yelken açmak, büyümek ve gelişmek için gençlere şans verilmesi gerektiğini aktaran Serter, “Gençleri her şeyin merkezine koymalıyız” dedi. Kadınların iş dünyasının içinde “var” olmasını çok önemsediğinin altını çizen Serter, “Kadın ve erkeğin bir arada güzel bir şekilde koşabildiği, çalışabildiği yerler çiçek açıyor” değerlendirmesinde bulundu. Pandemi sonrasında tüm dünyada işsizliğin artacağı yönünde öngörüsünün bulunduğunu belirten Serter, “Birçok insan işinden olacak. Bu insanlar kendilerine yapacak iş arayacaklar. Bu insanlara iş yaratan kişi olmak müthiş değerli hale gelecek. Bu işleri yapanlar çok ön plana çıkacak” dedi.

Dünyanın yeni lüksü “Güven” oldu

Ahu Büyükkuşoğlu Serter, son yıllarda dünyanın en lüks, en değerli şeyinin ‘güven’ olduğunu kaydetti. Şu dönemde güven satan her markanın, her şirketin bir anlamda ‘lüks’ sattığını dile getiren Serter, “Çünkü artık müşteri size güvendiği için geliyor ve bu da lüks bir marka olduğunuz anlamını taşıyor. Yani lüks anlayışı tamamen değişti. Bence şirketler bu konuyu çok iyi irdelemeli. Covid-19 döneminde herkes çalıştığı şirkete güvenmek istiyor. Güven çok önemli ve ancak bu güveni sağlamak çok daha önemli. Her şirket ‘Ben ne kadar güvenliyim? Müşterilerim kim?’ konularını iyi irdelemeli. Bu konuda kendini geliştirmeli” diyerek önerilerini paylaştı.

  • UİB’İN MAYIS AYI İHRACAT RAKAMLARI AÇIKLANDI

Türkiye’nin Genel Sekreterlik bazında en fazla ihracat gerçekleştiren ikinci birliği olan Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB), Mayıs ayında, 1 milyar 220 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.

UİB’in Mayıs 2020 ihracat rakamları açıklandı. Mayıs ayındaki ihracatı, 1 milyar 220 milyon 454 bin dolar seviyelerinde olan UİB’in, geriye dönük 12 aylık dönemdeki ihracat tutarı ise 27,2 milyar dolar olarak gerçekleşti.

OİB’in ihracatı Mayıs ayında 1 milyar dolar

Mayıs ayında 1 milyar 28 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiren Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB), geriye dönük 12 aylık performansı ise 23,1 milyar dolar olarak açıklandı.

UTİB ihracatı Mayıs’ta 44,3 milyon dolar

Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği de (UTİB), Mayıs ayında 44,3 milyon dolarlık ihracata imza attı. UTİB’in geriye dönük 12 aylık dönemdeki ihracatı ise 1 milyar 21 milyon dolar seviyelerinde gerçekleşti.

UHKİB’den Mayıs’ta 34,5 milyon dolarlık ihracat

Mayıs ayında 34,5 milyon dolar ihracat gerçekleştiren Uludağ Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin (UHKİB), geriye dönük 12 aylık ihracatı ise 614,2 milyon dolar olarak açıklandı.

UMSMİB’in ihracatı Mayıs ayında 11,2 milyon dolar

Mayıs ayında 11,2 milyon dolar ihracat yapan Uludağ Meyve Sebze Mamulleri İhracatçıları Birliği (UMSMİB), geriye dönük 12 aylık dönemde ise 161,2 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi.

UYMSİB’den Mayıs’ta 7,5 milyon dolarlık ihracat

Mayıs ayında 7,5 milyon dolar ihracat gerçekleştiren Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (UYMSİB), geriye dönük 12 aylık dönemde ise 127,3 milyon dolar seviyelerinde dış satışa imza attı.

Öte yandan, UİB üzerinden ihracat kaydı yapılan ve ‘diğer’ başlığı altında listelenen sektörlerin Mayıs ayı ihracatı ise 94 milyon dolar olarak açıklandı.

5G ile Dijital Güvenliğin Önemi Artacak

Verilerin gizliliğini, bütünlüğünü ve kullanılabilirliğini koruyarak güvenliğini sağlamak için ürün ve çözümler üreten Procenne, dünyanın önde gelen teknoloji devlerinin yarıştığı 5G teknolojisinin dünya genelinde yaygınlaşmasıyla birlikte dijital güvenlik konusunun çok daha fazla önem kazanacağını vurguluyor. Çalışmaları devam eden ve gelecek yıl itibarıyla yaygınlaşması hedeflenen 5G teknolojisinin en çok etki edeceği alanlardan biri olan Nesnelerin İnterneti (IoT) konusunda işletmelerin alacağı basit önlemler sayesinde büyük kayıpların önüne geçmek ve güvenli bir ortam sağlayarak akıllı nesnelerle verimli bir kullanım alanı oluşturmak mümkün.

Ürün, hizmet ve altyapıdaki ihtiyaçların teknolojik gelişmelerle birlikte karşılanabilir duruma gelmesiyle dünyayı etkisi altına alan dijital dönüşüm; sağladığı yüksek verim, hız, kalite gibi pozitif unsurların yanında altyapı ve verinin korunması konularını daha da önemli hale getiriyor. Dijital dönüşümü destekleyen IoT, yapay zekâ, makine öğrenimi gibi teknolojiler geliştikçe dijital güvenlik sorunları da artış göstermeye başladı. Fiber altyapı ve mobil haberleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte özel sektör ve kamu kurumları elektronik ortamı her geçen gün daha yoğun kullanıyor. Böylece daha fazla değerli bilgi elektronik ortama taşınmaya devam ediyor.

Çalışmaları devam eden yeni nesil kablosuz telefon teknolojisi 5G’nin dördüncü nesil teknolojisine göre çok daha fazla veri iletim hızı sağlayacağı, uçtan uca gerçekleştirilen bağlantıların hızlarında ciddi bir artış söz konusu olacağı ve büyük veri kavramının daha fazla gündemde olacağı konuşuluyor. Artan iletişim ihtiyaçlarına yüksek düzeyde cevap verecek bir teknoloji olması beklenen 5G’nin yaygın şekilde kullanılmasıyla birlikte birçok aygıtın teknik olarak internete bağlanması mümkün olabilecek. Akıllı otomobil, beyaz eşya ve aydınlatma ürünlerinden sonra çok sayıda elektrikli ev eşyasının da “akıllı” statüsüne geçeceği biliniyor.

Dijital güvenlik olmadan 5G düşünülemez

5G teknolojisiyle ilgili Türkiye’de de adaptasyon çalışmaları devam ederken, Türkiye’nin yerli ve milli Donanımsal Güvenlik Modülü (HSM-Hardware Security Module) üreticisi Procenne’nin Genel Müdürü Resul Yeşilyurt, dijital dönüşümün baş döndürücü bir hızla sürdüğü bu dönemde 5G teknolojisinin dijital güvenliğe olası etkileriyle ilgili şunları söyledi: “Dijital dönüşümün hızlanmasıyla ciddi oranda yeni veri doğarken verilerin korunması ve siber saldırıların önlenmesi de iş hayatı için çok büyük önem teşkil etmeye başladı. Ağa bağlı olan sistemlerin yazılımının, donanımının ve verilerinin yetkisiz erişimlere karşı korunmasını ifade eden ‘dijital güvenlik’ kavramı, önümüzdeki dönemde 5G teknolojisiyle birlikte kritik düzeyde önem kazanacak. Son zamanlarda daha çok konuşulmaya başlanan 5G teknolojisinin yaygın hale gelmesiyle şirketler, kurum ve kuruluşlar dijital güvenliğe daha fazla eğilmeye başlayacak. Özetle, dijital güvenlik olmadan 5G düşünülemez.”

5G en çok IoT’yi etkileyecek

5G teknolojisinin en çok etki edeceği alanlardan birinin de IoT olacağını belirten Procenne Genel Müdürü Resul Yeşilyurt, açıklamalarına şu şekilde devam etti: “Araştırmalara göre, şu an için 2025 yılında tüm dünyada internet ağına bağlı cihaz sayısının 75 milyar seviyesine ulaşacağı öngörülüyor. Daha akıllı, daha verimli yaşamlar sürdürülmesine olanak tanıyan internet ile iletişim kurabilen akıllı cihazların kullanımı yaygınlaşıyor. Bu ürünleri pazarlayan firmaların cihazları korumak için çok daha fazla çaba sarf etmeleri gerekiyor. Tüm sektörlerdeki işletmeler, profesyonel çalışmalarında verimliliklerini artırmak için IoT teknolojisinden faydalanmaları gerektiğinin ve bu minvalde risklerin belirlenmesi ve geç kalmadan güvenlik önlemlerinin alınması gerektiğinin farkındalar. Kullanılacak güvenlik ve kontrol uygulamalarıyla alınacak basit önlemler sayesinde cihazlar yönetilebilir. Dijital güvenliğin en baştan itibaren sürekli ve sürdürülebilir bir stratejiyle cihaz tasarım süreçlerine dâhil edilmesi gerekiyor. İş uygulamalarıyla iş analitiği yazılımları tarafından üretilen verinin toplanması ve depolanmasının da sağlanabildiği IoT teknolojisinde, güvenli bir ortam yaratılabildiğinde akıllı nesnelerle verimli bir kullanım alanı da oluşturulabiliyor. Riskli durumları önlemek adına cihazların şifreli haberleşmesi ve hassas bilgilerin üçüncü kişiler tarafından erişilemez olması gerekiyor.”

Riski ortadan kaldırmak için mobil cihazların da şifreli haberleşmesi gerekiyor

Mobil cihaz kullanımının artışının da güvenlik uzmanlarını mobil uygulama güvenliği süreçlerini geliştirmeye yönlendirdiğini söyleyen Yeşilyurt, “Veriler mobil cihazlarda yazılımla korunuyor. Verinin korunmaması ise gizlilik ihlali, kartlı ödeme standartlarının ihlali, kimlik hırsızlığı ve sahtecilik gibi durumlara sebep olabiliyor. Tüm bunlar, risklerin belirlenmesi ve geç kalınmadan gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasının önemini ortaya koyuyor. Riskli durumları önlemek adına cihazların şifreli haberleşmesi ve hassas bilgilerin üçüncü kişiler tarafından erişilemez olması gerekiyor. Bu noktada devreye giren Procenne’in EndCrypt ürünü, uçtan uca şifreleme özelliği sayesinde güvenli veri transferi ve veri kullanımına imkân tanıyarak iletişimi güvenli hale getiriyor” diyerek sözlerini tamamladı.

EİB’den Mayıs’ta 793 milyon dolarlık ihracat

Ege İhracatçı Birlikleri’nin Mayıs ayı ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 gerileyerek 793 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. Türkiye’nin ihracatı ise Mayıs ayında 9 milyar 964 milyon dolar oldu.

Ocak-Mayıs döneminde 4 milyar 859 milyon dolarlık ihracata imza atan Ege İhracatçı Birlikleri, son 1 yıllık dönemde 12 milyar 511 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.

Ege İhracatçı Birlikleri’nin kayda aldığı ihracat verilerine göre Mayıs ayında EİB üyelerinin sanayi ürünleri ihracatı 380 milyon dolar, tarım sektörlerinin ihracatı 344 milyon dolar, madencilik sektörünün ihracatı ise 68 milyon dolar oldu.

Mayıs ayında en çok ihracat gerçekleştiren ilk 3 il; 3 milyar 822 milyon dolarla İstanbul, 626 milyon dolarla Kocaeli ve 589 milyon dolarla İzmir.

Demir ve demirdışı metaller zirveyi koruyor, yaş meyve artışta

Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 80 milyon dolarlık ihracatla birinci sırada, Ege Maden İhracatçıları Birliği ise 68 milyon dolarla ikinci sırada yer alıyor.

Üçüncü sırada ise 67 milyon dolarla Ege Tütün ihracatçıları Birliği ve Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamulleri İhracatçıları Birliği var.

Yaş meyve sebze ihracatı yüzde 32’lik artışla 20 milyon dolara yükselirken, meyve sebze mamulleri ihracatı ise 39 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği toplamda 59 milyon dolarlık ihracata imza attı.

Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği ise 57 milyon dolarlık dövizi Türkiye’ye kazandırdı.

Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği 48 milyon dolarlık ihracatla Mayıs ayını geride bırakırken, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin ihracatı ise 44 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.

Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 42 milyon doları, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği ise 13 milyon doları hanesine yazdırdı.

Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği 11 milyon dolarlık, Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği ise 5 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.

Eskinazi’den kararlılık mesajı: Daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz!

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, dünyada ve Türkiye’de normalleşme takvimine geçildiğini, kademeli normalleşme adımlarıyla birlikte toparlanma sürecine girilmesinin etkilerinin Türkiye geneli ihracat rakamlarında bu aydan itibaren görülmeye başlandığını söyledi.

“Türkiye’nin ihracatı Genel Ticaret Sistemi’ne (GTS) göre bir önceki aya nazaran Mayıs’ta yüzde 10,84 arttı. Bu olumlu hava önümüzdeki aylarda ihracatımızda yaşanacak pozitif gelişmelerin ayak sesi ve işaret fişeğidir. Dünya pazarından aldığımız payı genişletmek için sanal fuarlar, sanal ticaret heyetleri gibi teknolojik hamlelere odaklandık. Pandemi sonrası gelen yeni dünya düzeniyle birlikte artık hiçbir şey eskisi gibi değil ve hiçbir şey bizim için de eskisi gibi olmayacak. Her zamankinden daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz. Bu süreçte dijital dönüşüme önayak olduk ve hedeflerimizi büyüttük. Bu yüzden pandemi süreci bizim için bir irtifa kaybı değil, bir sıçrama tahtası olacak.”

İhracat tarihinde dönüm noktası: “Türkiye’de ve dünyada bir ilki başardık”

Jak Eskinazi, “Egeli ihracatçılar olarak Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda gerçekleştirdiğimiz ayakkabı ve saraciye sektörlerine yönelik sanal fuarımız Shoedex2020 ile korona günlerinde Türkiye ve dünyada bir ilki başararak, ihracat tarihimizde dönüm noktası olacak anlara tanıklık ediyoruz. Gıda sektörümüze yönelik dijital fuar ve sanal ticaret heyeti hazırlıklarımıza da başladık. Yenilikçi vizyonumuzu sürdürerek, dünyadaki olumsuz değişkenlerin bize sirayet etmesine izin vermeyeceğiz.” dedi.

Uzak Doğu pazarlarında yeni kapıların açıldığını, tarım ürünleri ihracatının önündeki engellerin bir bir kalktığına değinen Eskinazi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tayland’a elma ihracatının, Çin’e ise süt ve süt ürünleri ihracatının önünün açılması da pandemi sürecinde Uzakdoğu ülkeleriyle ikili ticaretimizde en son yaşanan olumlu gelişmeler arasında. Bu süreçte ihracatçılar için yoğun çaba sarf eden, bizi destekleyen Ticaret Bakanımız Sayın Ruhsar Pekcan’a şükranlarımı iletiyorum. Türkiye inovatif çözümlerle, yenilikçi fikirlerle kendini hızla toparlayan ülkelerden biri olacak. Dijitalleşme hamlelerimizle güçlü bir tedarik zincirinde eskisinden de güçlü bir pozisyon alacağız.”

TÜGİAD Genel Başkanı Anıl Alirıza Şohoğlu:  “TASARRUF ETMEYİ ÖĞRENMEMİZ LAZIM”

Korona pandemisine yönelik normalleşme adımlarının atıldığı bugünlerde iş dünyası için filmin yeni başladığını belirten TÜGİAD Başkanı Anıl Alirıza Şohoğlu, lokasyon, lojistik ve genç nüfusun Türkiye’nin en büyük avantajı olduğunu belirtti ve ekledi:

“Ama iş dünyasının fırsat açgözlülüğü yapmaması lazım. Biz bu hataları zamanında yaptık; Avrupa’nın bize ihtiyacı var, kalitesiz mal gönderelim, sözleşme hukuklarına aykırı davranalım şeklindeki anlayıştan vazgeçelim. Biz gerçekten o kurallara uygun, kaliteli üretimler yaparsak ülke olarak
çok büyük bir avantajımız var.”

Tüm dünyanın olağanüstü bir dönem yaşamasına neden olan Covid-19 pandemisi sonrası normalleşme adımları atılmaya devam ederken Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) Genel Başkanı Anıl Alirıza Şohoğlu, Türkiye’nin şu ana kadar pandemi sürecini büyük bir başarıyla yönettiğini vurgulayarak, iş dünyası için asıl sürecin şimdi başladığını belirtti.

Ekotürk TV’de ‘’Dünya Halleri’’ programında Ali Değirmenci’nin konuğu olan TÜGİAD Başkanı Şohoğlu, Türkiye’nin kriz dönemlerinde çok hızlı reaksiyon verebildiğine dikkat çekerek, “Türk insanının doğasında bu var, biz krizlere deneyimli olduğumuz için bu dönemleri çok iyi yönetebiliyoruz. Keşke kriz dönemlerinde aldığımız reaksiyonları kriz olmadığı zamanda da alsak” diye konuştu.

Korona döneminde de devletin çok hızlı reaksiyon alarak süreci başarıyla yönettiğini belirten Şohoğlu, normalleşme adımlarının atıldığını hatırlatarak, “Ancak iş dünyası için film yeni başlıyor” dedi ve şöyle devam etti: “Herkes nisan, mayıs aylarında evde oturdu, 1 Haziran itibariyle ilk defa sokağa çıktık. İş dünyası da her şeye yeni başlıyor. Şu üç ayı çok iyi geçirmemiz lazım. Artık dünya çok farklı. Önce iş dünyasının oturup geçmişte ne yaptık, neyi yanlış yaptık, şu anda neredeyiz, bundan sonra neyi düzeltmeliyiz deyip, sonra yola çıkması lazım.”

“FIRSAT AÇGÖZLÜLÜĞÜ YAPMAYALIM”

Şohoğlu, pandeminin neden olduğu krizde ülkemizin çok önemli bir fırsata sahip olduğumuzun altını çizerek, şöyle konuştu: “Pandemi döneminde, üçüncü çeyrek sonrasının Türkiye açısından çok olumlu olacağını düşünüyorum. Ama bunu yaparken de iş dünyasının bir fırsat açgözlülüğü yapmaması lazım. Biz bu hataları zamanında yaptık; Avrupa’nın bize ihtiyacı var, kalitesiz mal gönderelim, sözleşme hukuklarına aykırı davranalım şeklindeki anlayıştan vazgeçelim. Biz gerçekten o kuralla uygun, kaliteli üretimler yaparsak ülke olarak çok büyük bir avantajımız var.”

“DÜNYAYA 3 SAATLİK UZAKLIKTAYIZ”

Dünya bu pandemide şunu gördü, tedarik zincirleri kırıldı ve bu da global çağda domino etkisi yarattı” diyen TÜGİAD Başkanı Şohoğlu, şöyle devam etti: “Artık insanlar kendi ürünlerini ya da ürettiği yan sanayinin en az iki üç saatte ulaşabileceği lokasyonlar arıyor. Türkiye’nin konumuna baktığımız zaman; bugün Türkiye üç saatlik uçuşla, şöyle bir pergeli koyun çevirdiğiniz zaman Avrupa, Afrika, Ortadoğu, Kafkaslar bölgesini çok net alabiliyorsunuz. Bu çok önemli bir lojistik nokta. Ayrıca elimizde bir hazine var; genç nüfus… Özetle; Türkiye’nin iş gücü var, lojistik olarak doğru yerdeyiz, bir de bu ekonomik, sosyal olarak doğru yönetilirse, rahatlıkla Türkiye’de ciddi fırsatlar var diyebiliriz.”

“TASARRUF ETMEYİ ÖĞRENMEMİZ LAZIM”

Türk toplumunun tasarruf etmeyen bir yapısı olduğunu ifade eden Şohoğlu, ama artık Türk insanının, Türk iş dünyasının tasarruf etmek zorunda olduğunun altını çizdi: “Pandemide gördük ki iki ay içinde kaotik bir ortama dönüşebiliyoruz.

Biz tasarruf edip, tasarrufları da doğru yönlendirebilirsek en azından önümüze gelebilecek krizlerden daha az etkilenebiliriz. Bugün Covid-19 biter, yarın başka birşey çıkar. O nedenle tasarruf etmeyi öğrenmemiz şart. Tasarrufun ise önce kamudan başlaması lazım. Globelleşme dediğimiz konu kısa sürede olmayacak, önümüzdeki yıl ülkeler içine kapanacak, Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi Türkiye gerektiğinde kendine yeten bir ülke olabilmeli.”

“KREDİ SİSTEMİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİ”

Kredi desteklerine de değinen Şohoğlu, “Türkiye’deki kredilerin veriliş şekilleri, veriliş yöntemlerinin gözden geçirilmesi lazım” dedi. Türkiye’de iki sene önce verilmeye başlandığında KGF kredi sistemini desteklediklerini hatırlatan Şohoğlu, şöyle devam etti: “KGF, maalesef iş adamlarımızın birçoğu tarafından farklı şekilde kullanıldı. Kredi nedeniyle dolarlar, arabalar, evler alındı ama üretime gidilmedi. Üretime verilmeyen bir kredinin dönüşü yok ki, siz sonsuza kadar para basamazsınız.”

“FAİZİN DÜŞMESİ ÇOK DOĞRU”

Korona nedeniyle ihracatta sıkıntı yaşandığını, dışardaki pazarın düştüğünü belirten Şohoğlu, şu bilgileri verdi: “Şimdi dış dünya kapalı. En büyük pazarımız, ihracatın yüzde 40’ını elinde tutan Avrupa’da yüzde 8 küçülme bekleniyor. O zaman bizim iç piyasayı canlandırmamız lazım. Bunun için de faizin düşmesi şu an için çok doğru bir karar. Çünkü faizler düşerse, en azından otomotiv, mobilya, tekstil gibi birçok alanda içeride sirkülasyon sağlayabilirsiniz.”

MODOKO’DAN TARİHİ İNDİRİM FIRSATI

 Pandemi sürecinden sonra 350 mağazasıyla kapılarını açan MODOKO, devlet desteğine ek evlenecek çiftler, mobilyasını değiştirmek isteyenler için tarihi indirim fırsatı sunuyor. Açık havada her zevke ve yaşa yönelik ev eşyası almak için yüzde 50’ye varan indirim fırsatından yararlanmanın şimdi tam zamanı.

 Türkiye’nin “Mobilya Başkenti”, 30 futbol sahası büyüklüğündeki MODOKO, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan destek paketine ek, evlenecek çiftler ve mobilyasını değiştirmek isteyenler için tarihi bir fırsat sunuyor. 7’den 70’e herkesin zevkine hitap eden ev eşyası sunan MODOKO’daki 350 mağaza, yüzde 50’ye varan indirim fırsatıyla tüketicinin yüzünü güldürüyor. Açık havada alışveriş keyfi sunan MODOKO, tarihi indirim fırsatıyla ziyaretçi rekoru kırmaya da hazırlanıyor. Konuyla ilgili açıklama yapan MODOKO Başkanı Koray Çalışkan, “150 bin metrekarelik MODOKO’da 350 mağaza bulunuyor. Her tarzda mobilya üreten ve kişiye özel tasarım yapan birçok firmayı içinde bulunduran yapımız, doğrudan 5 bin dolaylı olarak da 35 bin kişiye istihdam sağlıyor. Açık havada, üst düzey hijyen kurallarıyla alışveriş keyfi sunan MODOKO’da destek paketlerinin getirmiş olduğu kredi ve faiz avantajına karşılık bizler de yüzde 50’ye varan indirim fırsatı sunuyoruz. Böylece 1 Temmuz’da başlayacak düğünler için çiftlere güzel bir sürpriz hazırlamış olduk. Bu ay içerisinde ziyaretçi rekorunu kıracağız. MODOKO olarak ekonomimizin yanındayız. Mağazalarımıza gelmek isteyen vatandaşlar için de site içerisindeki 12-13 otobüs durağı arasında tur yapan ücretsiz 10 kişilik elektrikli ring araçlarımız ve bisikletlerimiz de var. Müşterilerimizin alışveriş keyfi için her şeyi düşündük.” dedi.

Türkiye-ABD arasındaki dış ticaret e-ticaretle 100 milyar dolar hedefine koşacak

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri iki ülke arasındaki 100 milyar dolar ihracat hedefine Covid-19 sonrasında popülerliği artan e-ticaret platformlarına yoğunlaşarak ulaşmayı hedefliyor.

ABD’nin 5.7 trilyon dolara ulaşan perakende sektöründe e-ticaretin payı 706 milyar dolara ulaştı. 2025 yılında bu rakamın 1.9 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.

Ege İhracatçı Birlikleri, “Koronavirüs Salgınının Hedef Pazarlarımızdaki Seyri” isimli video konferansların beşincisinde, Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ.Cumhur İşbırakmaz’ın moderatörlüğünde Amerika Birleşik Devletleri’nde görev yapan Ticaret Müşavirleriyle ihracatçıları buluşturdu.

Türkiye’nin Vaşington Ticaret Baş Müşaviri Mustafa Koca, Vaşington Ticaret Müşaviri Selman Kurt, Chicago Ticaret Ataşesi Uğur Öztürk, New York Ticaret Ataşeleri Ahmet Nalbant ve İskender Balcı Amerika’da Covid-19’un etkileri ile ilgili bilgileri paylaştılar.

Koronavirüs salgınından en fazla etkilenen ülkenin Amerika Birleşik Devletleri olduğunu dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, ABD’de pandemi tehdidine, işsizlik sorunlarının, artan şiddet olaylarının eklendiği, birçok küresel ve bölgesel gelişmenin yaşandığı günlerden geçtiğini ifade etti.

“2019 sonu itibariyle iki ülke arasında 20,7 milyar dolara ulaşan ticaretimizi 100 milyar dolara çıkarma hedefimiz var” diyen Eskinazi, “Demir-Çelik, Meyve Sebze Mamulleri, Zeytin, zeytinyağı, su ürünleri, kuru meyve, ev tekstili, doğal taş ve tütün ürünleri ABD pazarında güçlü olduğumuz ürünler.Ege İhracatçı Birlikleri’nin ABD’ye ihracatında pandemi süreciyle beraber Ocak-Mayıs dönemine baktığımızda yüzde 15’lik bir azalış söz konusu. İlk beş aylık ihracatımız 339 milyon dolar. Pandemiyi arkamızda bırakmaya başladığımız bu süreçte Türkiye ve ABD arasındaki ticari ilişkilerin ortaya çıkacak yeni fırsatlarla, yeni iş birlikleriyle daha da güçleneceğini ümit ediyoruz. Önümüzdeki süreçte ABD pazarında daha etkin olmak isteyen ihracatçılarımızın e-ticarete yoğunlaşmalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Ticaret Müşavirlerinden altın öğütler;

– ABD’nin e-ticaret hacmi 2025 yılında 1.9 trilyon dolara ulaşacak. Amerikan perakende sektörü 5.7 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaştı. Amerikan perakende sektöründe e-ticaretin payının sürekli artıyor.

– Amerikan perakende sektörün 2011-16 yılları arasında yüzde 3,3 büyürken, e-ticareti yüzde 13.2 büyüdü. Bugün 706 milyar dolar olan e-ticaretin büyüklüğü 2024-25 yıllarında 1.9 trilyon doları bulacak. Türk ihracatçıları, Amerikan pazarına hacimden dolayı girmekte güçlük yaşadıkları sektörlerde e-ticaret yoluyla girme olanağına kavuşacaklar.

– Pandemi sonrasında Amerika’da insanların market alışverişi, evde eğlence, ev aletleri, alkollü ürünler, yemek siparişi, tüketici elektroniği, evcil hayvan hizmetleri harcamalarını arttıracakları öngörülüyor.

– ABD pazarında başarılı olmak için firmalarımızın bir iş planıyla hareket etmeleri gerekiyor.

Amerikan pazarında; tanıtım, fuarlara katılım, markalaşma, ikili iş görüşmeleri (B2B), araştırma, pazara giriş için bilgi desteği önemli.

– Covid-19 sürecinde Amerika’ya mal satan firmalarımız daha önce FDA sisteminde kaydı olan firmalarımız. Firmaların kaydolabildiği veri tabanları var. Ticaretin yüzde 20’si bu veri tabanları üzerinden dönüyor. Firmalarımızın bu veri tabanlarına kaydoldukları sürece mal ithal etmek isteyen firmalar bu veri tabanlarını tarıyor ve uygun firmaları bulup sipariş veriyorlar.

– Sosyal medyada görünür olmak, reklam vermek önemli. Dijital fuarlar öne çıkıyor. Dijital fuarlara katılmak ve dijital fuarlar yapmak gerekiyor.

ABD’de işsizlerin sayısı 41 milyona ulaştı

– Amerika’da işsizlik rakamlarının yüzde 30’a varacağı tahmin ediliyor. Amerikan ekonomisi 2020 yılının ikinci çeyreğinde 1930 krizinden sonra en büyük daralmayı yaşayacak.

– İşsizlik maaşı başvurusu sayısı 16 Mayıs itibariyle 38,6 milyona ulaştı. Şu anda 41 milyon seviyesinde olduğu konuşuluyor. İşsizlik perakende mağazalarında, turizm şirketlerinde, hizmet sektörlerinde ağırlıklı.

– Amerika’da Faz1, Faz2, Faz3 ve Faz4 adı verilen ekonomiyi krizden çıkarma paketleri açıklandı.

FED, faiz indirim paketleri açıkladı. Büyük şirketlere 500 milyar dolar, KOBİ’lere 350 milyar dolar ayrıldı.

– Ev, gayrimenkul kredilerinde sıkıntı yaşanmaması için 200 milyar dolar Mortgage kredi programı açıklandı.

– Ailelerin corona testlerinin yapılması ve hastanelerde bazı testlerin yapılması için 112 milyar dolarlık bir program paylaşıldı. Faz3 adı verilen 2.2 trilyon dolarlık paket en büyük programdı. Bu programda firmaları kategorilere ayırdılar, doğrudan vatandaşlara yapılan yardımlar oldu.

– Ailelere de kişi başına 500 dolar, aile başına da 4 bin dolara kadar çekler evlere gönderildi bu süreçte. Ailelere de 250 milyar doların üzerinde destek verildi. Kongrede tekrar 350 milyar dolarlık ilave bir paketin ailelere verilmesi için görüşmeler yapıldı. Göçmenlere, sigortası olmayanlara bir paket düşünülüyor.

Amerikalılar tasarruf yapmaya başladı

– Covid-19 öncesinde Amerika dünyanın en az tasarruf yapan ülkelerinden biriydi. Bir tüketim ekonomisi olan Amerika’da bu süreçte tasarruf oranları arttı.

– Amerika’da yüzde 3.5-4 olan tasarruf oranları yüzde 13’e geldi. Amerika’da tüketicilerde tüketim eğilimi düşmüş gözüküyor.

– Amerika’da kişisel harcama rakamlarında 380 milyar dolarlık bir azalma söz konusu. Tüketici harcamalarında isteklilikte azalma görüyoruz.

– Tahminler 2022 yılına kadar rakamların salgın öncesi seviyelere dönmeyeceği şeklinde. Bu süreçte, Amerika’nın ürün gamında ve tedarik ettiği ülkelerde değişiklikler olabilir. Bunu fırsat olarak görebiliriz. Bunun da Türkiye açısından olumlu etkileri olacak.

– Covid-19 sürecinde New York’ta bulunan dünyanın en büyük fuar merkezlerinden Javits Center sahra hastanesine dönüştürüldü.

– Amerika’nın gıda sektöründe en prestijli fuarı olan, Türkiye Milli Katılım Organizasyonu Ege İhracatçı Birlikleri tarafından gerçekleştirilen Summer Fancy Food Fuarı dahil pek çok fuar yapılamadı.

– Amerika’da zeytinyağı tüketimi çok arttı. Akdeniz mutfağında kullanıldığı gibi zeytinyağı kullanılıyor. 2019 yılında 1.3 milyar dolar zeytinyağı ithalatları oldu. Türkiye yüzde 4 pazar payı ile dördüncü büyük tedarikçi konumunda. 2020 yılında Covid-19 sürecinde zeytinyağı ithalatlarında yüzde 11’lik gerileme olurken, Türkiye’den ihracatta yüzde 25 düşüş oldu.

– Türkiye’ye göre göreceli olarak daha uygun fiyattan ürün temin ettikleri Tunus, Arjantin ve Portekiz’e yöneldiler.

Mermer sektörünün ihracatı pandemi sonrasında hızlanacak

– Amerikan halkı Covid-19 öncesi tüketim alışkanlıklarına 5-6 yılda anca dönebilecek. Ara bir dönem yaşanacak.

– Türkiye’nin ABD’ye ihracatta güçlü olduğu sektörlerden olan doğal taş sektöründe, Amerika’nın 2.5 milyar dolar ithalatı var. Burada da Brezilya, İtalya, Çin, Hindistan’dan sonra Türkiye’nin payı yüzde 12 ile yaklaşık 314 milyon dolar.

– Bunun 220 milyon doları mermer üzerine. Türkiye’nin New York ve New Jersey’e 32 milyon dolarlık mermer ihracatı söz konusu. Şu anda ihracat durmuş olsa da ileriye dönük beklenti pozitif.

Pandemi sonrasında inşaat sektörünün açılmaya başlamasıyla birlikte bekleyen siparişlerin devam edeceği öngörülüyor.

– Amerika’da şehirlerde altyapılar eskimiş durumda bunların yenilenmesi sürecinde sektörler için potansiyel olacak.

Chicago TTM ihracatçılara yeni fırsatlar sunacak

– Chicago 679 milyar dolarlık Gayri Safi Milli Hasıla üretiyor. Orta Amerika’nın imalat sanayi, lojistik, kara taşımacılığı, depoculuk, demiryolları açısından gelişmiş bir merkezi.

– Ticaret Bakanlığı ve TOBB tarafından kurulması planlanan Türk Ticaret Merkezi Chicago’da ihracatçılara ofis, depo, showroom olanakları sunacak.

– Amerikalılar telefonla ulaşabildikleri, ABD’de ofisi olan firmaları tedarikçi olarak görmek istiyor.

ABD’de bir ofisle, telefon numarasıyla temsil edilmediğiniz takdirde buraya ihracat yapmanız çok zor. Arada yaz saati uygulamasıyla birlikte 9 saatlik fark var, arada Atlantik var. Burada alıcı kolay ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir tedarikçi görmek istiyor. Muhatap görmek istiyor karşısında. İhracatın sürdürülebilirliği çok önemli.

– Bugün 1000 parça mal alan kişi, yarın 10 bin parça istersem bu konuda yeterli üretimin var mı, lojistiğin var mı diyor Aynı zamanda malın fabrikaya kadar teslim edilmesini istiyor. Burada kurulacak TTM bu anlamda ihracatçılarımıza fırsatlar sunacak.(Haber: Davut Güleç)


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.