Doğa’nın bize fısıldadıkları


Samed Aydın Sun

Samed Aydın Sun

10 Mayıs 2020, 11:23

Koronavirüs, hayatımızda bize öyle dersler verdi ki…

Hayatın her alanında insanların kendine gelmesini sağladı.

Umarım, bu titreyip kendine gelme durumu bir an önce atlatmayı arzu ettiğimiz bu koronavirüs belasından sonra da devam eder..

İnsanlar, pandemi sürecinden çıkardığı dersleri bundan sonraki yaşamında da devam ettirir.

Gelelim, biz asıl meseleye..

 Koronavirüs yaşamı durdurunca, dünya bir nevi kendini yenilemeye başladı…

Hava temizlendi, başta egzoz gazlarının azalmasıyla birlikte karbon emisyonları azaldı.

Doğal habitat rahatladı. Bunu ispatlayan onlarca haber yapıldı.

Hatta bazı şehirlerimizde, bir çok hayvanın sokağa çıkma yasağında şehirlere indiği görüldü.

Sosyal medyada gördüğüm ancak hangi şehir olduğunu hatırlayamadığım bir video da beni çok şaşırtmıştı. Videoada yüzlerce koyunun şehir merkezinde geçişi görüntülenmişti.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın hava kalitesi indekslerine zaman zaman bakan birisi olarak, ülkemizin büyük bir kısmının hava kalitesinin kirli olduğu dönemler çok değil daha pandemi öncesi gün gibi ortadayken, pandemi sürecinde hava kalitesi izleme ekranında yurt genelinin tamamının yeşil örtüyle kaplı olması beni çok mutlu etti.

Çünkü, Kayseri'nin de aralarında olduğu pek çok ilde havadaki zararlı partikül madde ve toz oranı standarların çok üzerindeydi. Şehrimizde artan astım hastası sayısı da bundan kaynaklanabilir diye düşünüyorum.

Yaşanan iyileşme, sık sık ekranlara gelmeye haber bültenlerinde, sosyal medyada paylaşılmaya başlandı.  Hatta bazı kaynaklarda ozon tabakasının Güney Yarım Küre’de kendini yenilediği bile iddia edildi.

İstanbul'un bazı kesimlerinden Uludağ'ın görülmeye başlandığı, yunus balıklarının deniz trafiğinin durduğu Boğaz'da eşsiz dansları bizleri mest etti.

Beykoz kıyılarında balık sürülerinin geçişi haberlere konu oldu.  

Kayseri dahil pek çok büyük şehrimizin üstünü kaplayan kirli hava tabakası adeta kaybolu verdi.

Şehrimizde de Erciyes'in eteklerinde adeta pus gibi duran bulutlardan görülmeyen Hacılar ve çevresi zaman zaman çıplak gözle muhtşem doğasıyla görülmeye başladı.

Şehirlerimizin havası temizlendi.

Ancak diğer yandan milyonlarca insan işini, evini kaybetmeye başladı.  Hastanelerde de korona belasını atlatabilmek için büyük bir  savaş yaşayan vatandaşlarımız oldu.

Böylesi bir durumda doğa kendini yeniliyor diye sevinmek, pek de sağlıklı bir ruh hali değil diye düşünmeden de edemiyorum.

Karmaşık duygular içinde olur ya insan, işte bu durum tam da öyle bir durum...

Doğayı bu denli seven birisi olarak, doğanın kendini yenilemesine tüm bu nedenlerden dolayı sevinemiyorum.

 Belki bu salgın, yaşadıklarımızdan ders çıkarıp, korona sonrası dünyaya dair yeniden kararlar almamızı sağlar. Ya da yeni bir uyanışa vesile olur.

Ne zaman televizyonlarda çevre üzerine bir tartışma programı görsem kulak verir, sonuna kadar izlerim. Ya da üniversite alanında uzman kişilerle zaman zaman bir araya gelir. Onlarla çevre üzerine iştişarelerde bulunurum. Alanında uzman pek çok kişi benimle aynı fikirde diyebilirm. Gerçi bu anlattıklarımı düşünüp, yorumlayan ya da doğaya kulak veren herkes benimle aynı cümleleri kuracak diye düşünüyorum.

Doğa şu ortamda kulağımıza öyle güzel şeyler fısıldıyor ki..

Fosil yakıtlara dayalı büyümeyi sorgulamanın sizce de vakti gelmedi mi?

Daha önce bir yazımda da yenilebilir enerji kaynaklarına olan sevgimi dile getirmiştim..  Temiz enerjiyle havamızı temizlersek, salgınlardan da daha az etkileniriz.

Çünkü, kirli havada yaşayanlar, koronavirüsü daha ağır hissediyor. Bilim Kurulu'ndan bazı kişilerde kirli hava ile birlikte sigara kullanan kişilerin bu virüse yakalanma olasılıklarının yüksekliğine dikkat çekiyor. Hava kirliliğine bağlı her yıl nice canlar hayatını kaybediyor. Nice canlar kronik rahatsızlıklarla karşı karşıya kalıyor..

 Zaten o yüzden büyükşehirlerimizin 7 tanesi hariç, diğer büyükşehirlerimizle birlikte bugün Zonguldak sokağa çıkamıyor. Çünkü madene dayalı bir çalışma ortamı olan Zonguldak'da akciğer hastalıkları başta olmak üzere buna benzer bir çok kronik hastalık yıllardır üst seviyelerde...

Sizce bu salgın insanlığı bir yol ayrımına getirmedi mi?

Doğayı yıllarca tabiri caizse acımasızca, hunharca kullandık. Dünyamızın sürekli ısınmasına neden olduk. Ama gördük ki doğanın sahibi biz değiliz.

Oysaki doğa bize zaman zaman kendini hatırlatmıştı ama biz onun sesine kulak vermiyor, onu katletmeye devam ediyorduk...

Yaşanan sel felaketleri, tsunamiler, depremler, iklim olayları vb. tüm bunlar aslında hepsi doğanın bize 'kendinize gelin' haykırışıydı. 

Devamlı tüketime, aşırı kaynak kullanımına, yıkıcı ve kirletici yaşam biçimimize ‘dur’ diyemezsek bugün Covid-19 olarak karşımıza çıkan bu salgın yarın yine başka bir isimle karşımıza çıkacak…

 Artık ekolojik dengeye saygılı, doğayla barışık bir yaşam kurmak zorunda olduğumuzun farkına varsak iyi olmaz mı?

Şehirlerimizi, daha yeşil, daha yaşanabilir bir hale getirmek için adımlar atsak nasıl olur mesela…

Yaz kış, yeşil kalan ağaçları zamanında dikerek, hava kirliliğini azaltmak için çaba sarf etmeliyiz..

Sürekli düşündüğüm bir konu da Kayseri’nin orman varlığı bakımından etrafında yer alan Sivas, Yozgat gibi illere nazaran neden orman varlığının daha az olduğunu sorguluyorum..

Bundan önceki Orman Bölge Müdürümüzle de zaman zaman bir araya geldiğimiz fidan dağıtım etkinliklerinde vb. ortamlarda bu konuyu konuşuyordum…

Ama, ben hala Kayseri’nin neden bu kadar ağaç anlamında çıplak olduğuna hala anlam veremiyorum..

Doğayla birlikte yaşamayı öğrendiğimiz yılları hayal ediyorum..

Ekolojik okullar, binalar, iş yerleri, kamu kurum ve kuruluşları binaları vb. yerleri hayal ediyorum…

Her insanın yıllık karbon ayak izini hesaplayıp, doğaya ne kadar zarar verdiğini hesaplamasını, bu hesap karşılığında doğaya ağaç dikmesini hayal ediyorum..

Hubert Reeves’in,  üstüne düşünülmesi gereken bir sözü ile yazımı sonlandırıyorum.

 ‘Doğayla bir savaş halindeyiz kazanırsak kaybedeceğiz’

Umarım, doğanın bize fısıldadıklarını göz ardı etmeyiz..

Kazanan hem biz, hem doğa olsun…

Bu savaşın kaybedeni olmasın…

canlı bahis - kaçak bahis - güvenilir bahis siteleri - deneme bonusu - illegal bahis -

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.